Son Dakika: MANA KÖKLERİYLE İRTİBATLI KAHRAMANLAR YETİŞTİRMELİYİZ
AnasayfaYazarlarAlbümAnketlerÜye KayıtÜye Girişİletişim
Arşivde Ara  
Biyografi
Hakkında
Rüyalar
Şiirler
Dua İçin
Medyada
Kaleminden
Güncel
Yazarlar
Sizden Gelenler
Türk Okulları
Muhalifler
Musiki
Haber
Kitaplar

Necdet İÇEL
İlahiyatçı Yazar
bilgi@necdeticel.com.tr

Keramet hak mıdır ? Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kerameti...


Keramet haktır...

(Fethullah Gülen Hoca Efendi ile Alakalı Bir Hatıra)

Genelde kelamcılar tasavvufa ve tasavvufun ağırlıklı olarak ele aldığı hususlara karşı soğuk davranmışlardır.

Tasavvuf ve Sofi denildiğinde akla gelen ilk husus keramet meselesidir.

Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendinin Muvazzah İlm-i Kelamı, adı üstünde bir kelam kitabı olmasına rağmen, kerameti kabul etmiş, en güzel şekilde de tarif etmiştir. Diyor ki;

"Kerâmet, şer-i şerif ile tamamen âmil olan bazı eâzım-ı ümmetten (Ümmetin büyüklerinden) zuhur eden harikadır. Bu zevatın rütbeli velâyete nâil olduklarına delâlet eder.

Ehl-i sünnet itikadınca evliyânın kerâmeti haktır. Suleha-yı ümmetten (Ümmet içindeki Salih kullar) bazılarının Allah indinde kerâmete nâil olmaları imkân dahilindedir. Bu kerâmet onların insanlar nazarında ih¬tirama mazhar olmalarını, yahut onların vaaz ve nasihatini insanların hüsn-i suretle kabul eylemelerini temin gibi hikmetlere müstenittir.

Kerâmet hakkında şer'î naslar (Kur’an’da ayetler ve hadis-i şerifler) vârid olmuştur. Birçok zâtlardan kerâmet zuhur ettiğine dair birçok rivâyetler vardır."(1)

Aslında, kerametin hak olduğunu Hakk’ın kelamı olan Kur’an anlatıyor.
Annesi, karnında iken Hz. Meryem'i Allah'a adamıştı. Doğunca onu mâbedin bir odasına koydular. Onun bakımını teyzesinin kocası olan Hz. Zekeriyya üzerine almıştı. Hz. Zekeriyya, Meryem'in odasına girdiği zaman orada rızık görmüştü: "Zekeriyya onun yanına, mihraba her girdikçe yanında bir rızık bulurdu. "Meryem bu sana nereden?' derdi. O da: "O Allah tarafından!" Şüphesiz Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır" derdi.(2)

Yine Hz. Meryem, kuru bir hurma ağacının altında doğumunu yapmıştı. Doğduğu çocuk ona "Hurmanın dalını kendine doğru silkele, üzerine derilmiş taze hurmalar dökülsün," dedi. Hz. Meryem hurmayı silkeleyince kuru ağaçtan üzerine hurmalar döküldü. Hz. Meryem, peygamber değildi. Fakat bu olağanüstü şeyler kendisinde vuku bulmuştu.

Musa aleyhisselâm ile Hızır aleyhisselâm arasında geçen olayı da Kur an-ı Kerîm'de anlatılmaktadır. Burada Hz. Musa'nın dahi sırrını çözemediği bazı olayları yapan Hızır (a.s.)'ı Allah Teâlâ:

"Kullarımızdan bir kul" olarak nitelendirmektedir. Kerâ- metin en kesin delili, Hz. Süleyman'la Belkis vak'asında verilmektedir: Hz. Süleyman, Sebâ melikesi Belkis'i yanına çağırır. Rivâyete göre Hz. Süleyman o sırada Şam'da veya o civarda bulunmaktadır. İkisi arasında aşılacak uzun bir mesafe vardır.

Hz. Süleyman henüz Belkis huzuruna gelmezden önce onun tahtını getirtmek ister. Onun için topladığı meclis üyeleriyle konuşur:

"Ey cemaat! Onlar bana teslim olarak gelmelerinden önce hanginiz onun tahtını bana getirebilir?" dedi. Cinlerden bir ifrit "Sen daha yerinden kalkmadan ben onu sana getirebilirim, bunu yapacağıma eminim" dedi. Kendisinde kitaptan bir bilgi bulunan kimse (bilginlerin çoğunluğuna göre bu zât, Süleyman'ın veziri Asaf îbn Berhiyâ'dır), dedi ki: "Sen gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm." (Süleyman), tahtı yanına konulmuş görünce: "Bu, Rabbimin lütfundandır. Şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor..." dedi.(3)

Çocukluğum, iyi bir nur talebesi ve tasavvufmeşrep olarak yaşayan merhum babamın yanında geçti. Kendisinden oldukça fazla eski büyük zatların kerametlerini dinlerdik. Sık-sık derdi ki; “Oğlum zaman bozuldu artık bundan sonra kerameti olan veli çıkar mı, bilmem ki!” derdi.

1966 yılının başlarında, Yaşar Tunagür Hocaefendinin müjdesiyle gelen ve İzmir’de ağlayarak vaaz eden, ehli ilim ve ilmiyle âmil olduğu her halinden belli olan, gönül insanı ve dava adamı, eski büyük velileri çağrıştıran, mütevazi yaşantısıyla dikkat çeken, Fethullah Gülen Hocaefendiyle tanıştığımda, babam bize derdi ki; “Oğlum, bu zat, günümüzün velisidir.” Biz de babamızın dediği bu gerçeğe inanırdık.

Daha sonraları, bu gerçeği, kendisiyle beraber yaşadığımız yıllarda yüzlerce kere şahit olduk ve velayet ve kerametini tasdik ettik.

2010 Yılının Başında Şahit Olduğum İki Küçük Hadise


2010 yılı başında ziyaretine gitmiştim. 11 gün kadar onun kaldığı binada, aynı katta kendisine yakın bir odada kaldım. Günlük programlarını ben de takip ediyordum.

Geceleri o katta gezip dolaşıyordu. Ne zaman yatar, istirahat ederdi bilemezdik. “Dertli insanlara sor ki, geceler kaç saat?” mahlasınca, o dert ve dava adamı, dünyanın yükünü sırtında taşıyan, vicdanında duyan bir zat idi ki, o derdin ağırlığından uyuyamazdı.

Orada gördüğüm pek çok kerametlerinden iki tanesini zikretmeyi bir vefa borcu sayıyorum:

1-O günlerde hava çok soğuktu. Gündüzleri -18’e kadar düşerdi. Geceleri daha da soğuk oluyordu. Kendisinin kaldığı tarafın tavanı çok yüksekti. Bundan dolayı kaloriferin ısı ayarını o tarafa doğru ağırlık verecek şekilde ayarladıkları için benim kaldığım taraf oldukça soğuk oluyordu. Kendisine söyleyeyim diye düşündüm.

Sabah kahvaltısından sonra, yanındaki talebeleriyle derse başladıklarında, çay molası verilince, bu hususu söyleyecek idim ki, kendisi bu işle vazifeli arkadaşı çağırarak: “Sıcaklık ağırlığını benim tarafa vermişsiniz, diğer köşedeki odaya (bizim oda) doğru da sıcaklığı çeviriniz. Orası da sıcak olsun.”deyince, ben bir anda terleyiverdim. Odam ısınmadan önce kendim ısınmış oldum.

2-Orada kaldığım süre içinde Hocaefendi’nin, tasavvufun bir şaheseri olan “Kalbin Zümrüt Tepeleri” isimli dört ciltlik kitabını okudum. Not alarak, anlayamadığım hususları kendisine sormaya çalıştım. Aynı kitabın ikinci cildinin 14.sayfasında, “Edeb” bahsi içinde geçen; “Bî edeb mahrum kâşet ez-lutfu Rab” ifadesi geçiyordu.

Bu hususta bizim bildiğimiz, “Kâşet” olarak değil “Bâşet” şeklindeydi. Risalelerde de 11.lem’anın yedinci nüktesinde “Bâşet” şeklinde geçmektedir.

Bu hususu da kendisine sorayım arzu ediyordum. Tam soracaktım ki, oradaki ders alan bir talebesine, “Bu Kalbin Zümrüt Tepeleri kitabında “Bî edeb mahrum kâşet” şeklinde yazıldı. “Mahrum bâşet” şeklinde de var. Filan kitaba bakar mısınız? Acaba hangisi doğrudur?” deyiverdi. Ben hayretimden şaşakaldım.

Talebesi gitti, o kitaba baktı ve geldi. “Efendim her iki şekilde de yazılıyor. İkisi de doğruymuş.”dedi.

Keramet, berekete vesiledir. Ehli keramet olan büyük zatlar, bizler için bereketin de dâîleridir.

Kerametiniz bereketimizin remzidir Sultanım!

Hasretlerimizle…

(1) Muvazzah İlm-i Kelâm: 134
(2) Al-i İmrân: 37
(3) Neml: 38-40

Bu yazı 17/04/2010 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

 

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

Sayfalar: 1

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Hocaefendi...
  2. Tiyatro üstadı Abdullah Kars
  3. Fethullah Gülen'i anlamak
  4. HARP BİR BELADIR
  5. " Kalbin Zümrüt Tepeleri "nde ...
  6. Keramet hak mıdır ? Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kerameti...
  7. TEFEKKÜR ...
Alıntı Yazılar
Harun TOKAK
Ben Seni Bırakmam...
Erkam TUFAN
Hakan Albayrak'a Açık Mektup
H. GÜLERCE
'Cemaat' neden gündemde tutuluyor?
Cemal UŞŞAK
Geri Dönen Osmanlı Değil
E. DUMANLI
Kim mağdur? Avcı mı, 'cemaat' mi?
Necdet İÇEL
Hocaefendi...
Salih YAYLACI
ABANT Platformu Toplanıyor; Yeni Bir Anayasaya Acilen İhtiyacımız Var
Ali BAYRAM
Özkemen Okulu
Computerman .
Amerika'yı da Fethullah Gülen yönetiyor!
A. TAŞGETİREN
Yiğidi Öldür Hakkını Yeme !!!
Osman ÖZSOY
Sen de mi Fethullahçısın?
Hadi ÖZIŞIK
Hizmetin Adı Fethullahçılık mı?
M. METİNER
Kuzey Irak İzlenimleri
Nazlı ILICAK
PKK, DTP ve Laiklik
H. BABAOĞLU
Alp Nuhoğlu ve Bebeği Kimin Umurunda?
Nuray Başaran
Fettullah Gülen ile 1 saat 15 dakika
Sevim Gözay
Kara kıtada kırmızı - beyaz duygular
Abdullah AYMAZ
Düğününe Sultan Fatih geldi
Ahmet KURUCAN
Kahire Konferansı-Entellektüellerin Gözü ile Gülen Hareketi-2
Nuh GÖNÜLTAŞ
İnsanlığa Olan Borcumuzu Ödüyoruz..
Hekimoğlu İSMAİL
Yeryüzü Bir Kalbur Dostları Eliyor