Yeni Türkiye'nin Yeni İkilisi
Kahire- İki günlük Mısır ziyaretinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilk defa birlikte olduk. Aynı günlerde Başbakan Erdoğan'ın da Medeniyetler İttifakı için İspanya'da bulunuşu, bence anlamlı bir tevafuk. Türkiye, aynı anda hem Doğu'da, hem de Batı'da.
Cumhurbaşkanlığı makamında eski bir Dışişleri Bakanı'nın bulunması, Türkiye'nin küresel bir aktör olması yolunda büyük bir avantaj. Sayın Sezer döneminde içine kapanan, kapatılmak istenen Türkiye imajının aksine, şimdi Sayın Gül ile dünyaya açılan bir ülke imajı var.
Cumhurbaşkanı Gül-Başbakan Erdoğan. Bu ikili, Türkiye için yeni bir sinerji kaynağı. Siyasette yol arkadaşı, devlet yönetiminde ahenkli çalışmanın teminatı, birbirine güven duyan iki insan. Türkiye, böyle bir ikili ile ilk defa yol alıyor. Kendilerine, dostluklarına, arkadaşlıklarına güvenleri var. İkili ilişkilerde çok başarılılar. Hem Batı'da, hem Arap âlemi ve İslam dünyasında, yöneticilerle şahsi dostlukları, yakınlıkları var. Osmanlı'nın asırlarca çatışmasız yönettiği, milletlerin şuuraltındaki kredimiz de devreye giriyor. İslam coğrafyası ile yıllardır ihmal edilen, yeterince değerlendirilmeyen tarihî, kültürel ve ekonomik zeminler şimdi yeniden keşfediliyor. Ve burada çok önemli bir nokta var. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği, bu yeni açılıma bir alternatif değil. Tam tersine AB üyelik süreci, İslam coğrafyası, Türk dünyası ve diğer ülkelerle münasebetlerimiz için bir güç kaynağı olurken, bu yeni açılım da AB üyeliğimiz için bir güç kaynağıdır. Özellikle İslam coğrafyası ile Türk dünyası nezdindeki kredimiz, sempatimiz ve giderek derinleşen münasebetlerimiz, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği yolculuğunu teminat altına almaktadır.
Yeni Türkiye'nin yeni ikilisi Gül ve Erdoğan, Medeniyetler İttifakı'nda önemli bir köprü haline gelen ülkemizin bu misyonu için de önemli roller üstlenmiş oldular. Demokrasi ve İslam'ın; inançlara, din ve ibadet hürriyetine saygılı bir laiklik anlayışı içinde birlikte yaşayabilecekleri, bugün Türkiye örneği ile anlatılır hale gelmiştir. Bu örnek; Batı'nın, Müslümanları ötekileştiren anlayış ve uygulamalarının yanlışlığını anlatırken, İslam coğrafyasına da küresel barış, birlikte yaşama, diyalog ve hoşgörü konusunda bir alternatif sunmaktadır.
Gül-Erdoğan ikilisi, her türlü particilik mülahazalarının ötesinde değerlendirilmelidir. Bu ikili Türkiye için de, bölgemiz için de, dünya barışı için de bir fırsat olabilir.
Cumhurbaşkanı Gül'ü Kahire Büyükelçiliği'mizde bir grup gazeteci olarak dinlerken şu notu almıştım: "Perşembe günlerine biz 'devlet günleri' deriz. Düzenli olarak Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı ile bir araya geliriz. En az bir saatlik bu görüşme bir hal-hatır sorma toplantısı değildir. Görüşmemiz gereken bütün meseleleri görüşürüz."
Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında Cumhurbaşkanı'nın Başbakan'a Anayasa kitapçığı fırlattığı günlerden saygılı, ahenkli devlet yönetimi günlerine geldik. Hükümet ve devlet kurumları arasındaki ahengin, bir süre sonra siyasette de hoşgörü ve demokratik terbiyeyi hâkim kılması kaçınılmazdır.
Türkiye, ayağına kurşun sıkmazsa, sun'î gündemlerden, başta medyamız olmak üzere uzak kalma sorumluluğunu gösterebilirsek, istikrar içinde yeni bir kalkınma hamlesini başarabiliriz. Bunu da ancak bir zihniyet değişikliği ile yapabiliriz: Hukukun üstünlüğünü, özgürlüklerin genişletilmesini, demokratikleşmenin sürdürülmesini savunan bir zihniyet değişikliği.
Bu yazı 23/01/2008 tarihinde eklenmiştir.