Mahallede Olumsuz Bir Şey Yok...
İlahi Şerif Hoca, AKP iktidarına karşı direnç oluşturmada malzeme sıkıntısı çeken, düşünce fakiri medyamıza öyle bir malzeme verdin ki, yapılan tartışmalardan ve art niyetli yorumlardan sen de rahatsız oldun. Bu kavram daha ne kadar dillerde pelesenk olacak bilemiyorum.
Değerli Hocam! Şundan emin olabilirsin ki, sizin kısmen endişe ettiğiniz, bazıları içinse karabasanlı vehimlere dönüşen "mahalle baskısı"nın olmamasının teminatı bizatihi AKP'nin kendisidir. Çünkü böyle bir şeyin herkesten önce kendi iktidarlarını süpürüp götüreceğini çok iyi bilmektedirler. Sizin, pek emin olmaksızın sadece uzak bir endişe olarak zikrettiğiniz baskıyı meşrulaştırmak için, kimileri düzmece birtakım provakatif eylemler bile tezgâhlayabilirler. Ama şundan emin olabilirsiniz ki, mahallede yeni ve olumsuz bir şey yok. Halkımız, "Laik Türkiye Cumhuriyeti" nde Müslüman kimliğiyle yaşamanın sentezini pek güzel yapmıştır. Hem de tüm tonlarıyla ve desenleriyle.
Yerine göre "Allah" der, yerine göre de "Yallah" der, ama bunu asla "öteki"ne baskıya dönüştürmez. Mehmet Aydın Hoca'nın da dediği gibi, mahalle bir hayli değişti ve dünkü gibi asla homojen değil. Mahalle homojen olmadığı gibi, aile fertleri arasında bile çok farklı hayat tarzlarına sahip olanlar var. En önemlisi AKP'ye oy veren mahallelinin önemli bir bölümü başını örtmeyen vatandaşlar. Neredeyse yirmi beş yıl önce, çalıştığım aylık dergi için bir Ramazan araştırması yapmıştım, Fatih'te, Bayrampaşa'da, Sirkeci'de ve Beyoğlu'nda, lokanta sahipleriyle, bakkallarla, o yıllarda sayısı pek fazla olmayan ve "süper" de olmayan marketlerle ve en anlamlısı Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi mensupları ile. Ramazan bugün olduğu gibi, dün de toplumun tüm fertlerini ve şehrimizin tüm mahallerini rahmetiyle ve sıcaklığıyla sarmalamaktaydı.
Az veya çok herkesin hayatında değişiklik meydana getiriyordu Ramazan ayı. Fatih'te gündüzleri kapanan lokanta sayısı Beyoğlu'na göre fazla idi, ama Beyoğlu da Ramazan'dan nasibini almaktaydı. Şundan eminim ki, bugün Fatih'te Ramazan'da gündüzleri açık olan lokanta sayısı o yıllara göre kat kat fazladır. Kısacası mahallede korkulacak bir şey yok. Bu ironik bir çelişki gibi gözükebilir ama asla değil.
Mahalle düne göre inancını ve onun pratiklerini daha çok dikkate alıyor ama aynı zamanda, kendisi gibi olmayanları da saygı ve müsamaha ile karşılıyor. Çatışmasız duramayan birileri mahallede kavga bekliyorlarsa, boşuna beklerler. Ramazan röportajlarından ikisini asla unutamam. Birisi, şu günlerde satışı gündemde olan ve o yıllarda reyonlarında özel Ramazan kampanyaları düzenleyen marketler zincirinin Genel Müdürü ve iki yardımcısı ile görüşmem, diğeri ise Asayiş Şubesi Müdürü ile yaptığım mülakat. Genel Müdürü için Ramazan ayı, "ağzına asla içki koymadığı bir ay" demekti. Diğer yardımcı ise, içki içmezdi, ilaveten Ramazan'ın başında, ortasında ve sonunda üç gün oruç tutardı. Diğer yardımcısı ise şöyle demişti: "Abi kusura bakma. Ben arkadaş kadar dindar değilim. Ben oruç tutanlara saygı gereği gündüzleri asla içmem ama Kadir gecesinin günü de oruçlu geçiririm."
Dönemin Asayiş Şubesi Müdürü ise yüzü gülerek şöyle demişti: "Değerli kardeşim! Ramazan ayı bizim en çok rahat ettiğimiz aydır. Asayiş, cinayet ve kavga olayları neredeyse dörtte bire iner."
Evet, Ramazan ayında Hz. Peygamber'in ifade buyurduğu veçhile, "şeytanlar zincire vurulur"du. Medyadaki toz-duman mahalle ve Malezya tartışmalarına ve inanç konularında kimi saygısız yorumlara bakınca, insan ister istemez "Şeytanların zinciri mi çözüldü acaba" diye düşünüyor.
Bu yazı 24/01/2008 tarihinde eklenmiştir.