Barış Yoksa Gelecek de Yok...
Aynı yıl içinde ikinci defa Paris`te UNESCO genel merkezinde bir toplantıdayım. Fonksiyonu gibi fiziki yapısı ve teknolojisi de bir hayli eski dönemde kalan UNESCO`da bu kez, "Kadim Medeniyetler, Yeni Başlangıçlar: Bir Değişim Diyaloğu" konusunu tartışacağız.
Konferans başlığı ile, ev sahipliği yapan kurum arasında anlamlı bir ilişki var. Bir değişimden ve yeni başlangıçlardan söz ediyor.
Merkezi Singapur`da bulunan "Asian- Europe Foundation" ın, "World Public Forum`la birlikte düzenlediği; Fransa Dışişleri Bakanlığı , UNESCO ve Academie Diplomatique ile IRIS gibi iki önemli düşünce kuruluşunun destek verdiği toplantının 30 ülkeden gelen, gerçekten nitelikli katılımcıları (en düşüğü bendeniz olmak üzere), Doğu-Batı arasındaki gerginlilik alanlarını aşmanın yolarını tartışıyor.
Konuşmaların genel havası haklı olarak şunu sorguluyor: Yıllardan beri süregelen kültürler ve dinler arası diyalog toplantıları, gerginliklerin azalması ve acıların dindirilmesi için pek etkili olamamışsa, yanlış giden noktaları ve yapılması gerekenleri belirlemek gerekmez mi?
Dört ayrı çalışma grubu, dört sorunun cevabını arıyor:
İhtilafların önlenmesinde medyanın sorumluluğu ne olmalı?
Devletler ırkçılık ve yabancı düşmanlığını nasıl çözmeli?
Asya -Avrupa gerginliğinin aşılmasında kamu kuruluşlarıyla sivil inisiyatifin katkıları ne olmalı?
Din mi devlete müdahale ediyor, yoksa devlet mi dine?
Toplantı çok yerinde ve doğru tespitlere tanıklık ediyor. UNESCO Kültürel Çeşitlilik ve Kültürel Politikalar Direktörü Katerina Stenou anlamlı bir iç muhasebe yapıyor:
"İkinci dünya savaşının hemen arkasında kurulan UNESCO`nun temel amacı, barış düşüncesini önce kafalarda yerleştirmekti. Aradan elli yıl geçti. Küreselleşme çağının şartları barış kadar, nefret ve düşmanlık tohumlarının da yayılmasına fırsat veriyor. Hatta daha da etkin ve acı bir şekilde.
"
World Public Forum Başkanı Vladimir Yakunin, "Kadim medeniyetlerin değerleri küreselleşme çağına göre yeniden yorumlanmalı. Yoksa gelecek kuşakları kaybedeceğiz" diyor.
Tayland`ın, Müslüman olan Dışişleri Eski Bakanı Surin Pitsuvan ise, daha açık bir ikazda bulunuyor: "
Birbirimizi anlamadığımız, birbirimizin değerlerini takdir etmediğimiz ve birbirimize saygı duymadığımız müddetçe, ne Asya`da ve ne de Avrupa`da mutlu ve huzurlu bir gelecek olmayacak". Surin Pitsuvan, sözünü Mevlana`ya ve felsefesine getirip bağlayarak, "Huzurumuz Mevlana felsefesinin ve benzer yaklaşımların büyük kitleler tarafından kabul görmesinde" diyor.
Genel müzakereler sırasında, söz kaçınılmaz olarak, karikatür krizi, "
İslam ve Şiddet" ve "
İslam ve Terör" gibi konulara geliyor. İslam`ın terörün hiçbir türüne cevaz vermediğini, medyada gösterilenin aksine Müslümanların büyük çoğunluğunun ma`kul kişiler olduğunu, medyanın ise İslam dünyasından sadece ve sadece şiddet görüntülerini taşıyarak Batı`ya İslamı ve Müslümanları çok haksız ve insafsız bir şekilde takdim ettiğini anlatmaya çalıştığım sırada, toplantının Müslüman katılımcılarının başının önüne düşmesine sebep olan üzücü haber, bir soğuk duş gibi salona düşüyor: "Cezayir`de El`Kaide üyesi olduğu söylenen iki militan intihar saldırı düzenleyerek elliden fazla kişinin ölümüne sebep oldu."
Diğer Müslüman katılımcılarla birlikte, akla, mantığa ve gerçeklere dayalı olarak yapmaya çalıştığımız tüm açıklamaları bir fotoğraf karesi berhava edebiliyor: Arkada zeminde kelime -i Tevhid , gözleri fıldır fıldır dönen intihar bombacısı ve elinde silah. Görülen o ki, şiddet yanlısı Müslümanlar, niyetleri ve gerekçeleri her ne olursa olsun, eylemleri ile sadece ve sadece sözde mücadele ettikleri tarafa hizmet etmiş oluyor.
Bu yazı 24/01/2008 tarihinde eklenmiştir.