Geri Dönen Osmanlı Değil
"Türkler'in Doğu'da artık düşmanları yok. Eski rakibi Rusya, artık önemli bir enerji ve ticaret ortağı oldu. Bir zamanlar savaşın eşiğine gelinen Suriye ve Irak bugün Türkiye'nin dostu. Ermenistan'da bile güven tesis edilmeye başlandı.
"Türkler'in Doğu'da artık düşmanları yok. Eski rakibi Rusya, artık önemli bir enerji ve ticaret ortağı oldu.
Normal 0 21 MicrosoftInternetExplorer4
Bir zamanlar savaşın eşiğine gelinen Suriye ve Irak bugün Türkiye'nin dostu. Ermenistan'da bile güven tesis edilmeye başlandı. Osmanlı'nın mirasçısına bir türlü ısınamayan Araplar, şimdi 'Türk modelinden söz ediyorlar ve bununla dinamik, açık, sorunlarıyla baş edebilen bir ülkeyi kastediyorlar."
Yukarıdaki satırlar, Le Monde Diplomatiqique'in Türkçe nüshasının manşetinde, Der Spiegel'den iktibas edilen bir değerlendirmede yer aldı. Yazının üst başlığı "Osmanlı'nın Geri Dönüşü."
Türkiye'nin, güçlenen dış politikası üzerine yapılan uzunca analizin, üç yazarından biri olan Daniel Steinvorth'a, başlığın kendi tercihleri olup olmadığını sordum. "Hayır, bizim değil; benzer birçok yazıda olduğu gibi, editörümüzün tercihi" dedi ve ekledi: "Ancak, siz de görüyorsunuz ki, yazının muhtevası böyle bir başlık atma fırsatı veriyor."
Birçok vatandaşımız gibi, benim de milliyetçilik duygularımı okşasa da, bu nevi değerlendirmeleri hem yanlış hem de mahzurlu bulmuşumdur hep.
Önce gördüğüm mahzurları arz edeyim:
Bu nevi haber ve değerlendirmeler, AB'deki Türkiye muhaliflerine (Papa Benediktus'tan Sarkozy'e; Merkel'den kimi ırkçı politikacılara, sürüsüne bereket (!) bir hayli yekun teşkil ediyorlar maşallah!) tam tamına şöyle bir argüman sunuyor: "Görüldüğü gibi, Türkiye'nin tabii ve kültürel alanı Ortadoğu ve İslam Dünyasıdır. Bizim aramızda asla yeri yoktur."
Stratejik düşünen ve Türkiye'yi olabildiğince uzun süre bekleme odasında tutmayı temel politika olarak benimseyen ancak Türkiye'nin komşularıyla ve diğer bölge ülkeleriyle güçlü ittifaklar kurmasına da karşı olan politikacılara verdiği mesaj ise şu: "Aman dikkat! Türkiye güçleniyor. Bize karşı bazı ittifaklar oluşturabilir. Gerekeni yapalım."
Osmanlı'nın kendilerini sömürdüğüne inandırılan, kimi milliyetçi Arap siyasetçilere ise benzer bir mesaj veriyor: "Aman dikkat! Cemal Paşa'nın ruhu dirildi. Türkler geliyor!"
Yanlışlığa gelince: Osmanlı çoktan tarih sayfaları arasında yerini aldı. Geri gelen asla Osmanlı değil; güçlenen "Laik-Demokrat Türk Cumhuriyeti"dir.
Başta darbecilik geleneği olmak üzere, elbette Osmanlı'dan Cumhuriyet'e olumlu olumsuz birçok geleneği tevarüs ettik. Ancak, Ortadoğu halklarının duygu dünyasında, Osmanlı dönemine 'Devlet Zamanı' şeklinde atıfta bulunan nostaljik bir zemin olsa da, hayranlık duyulan ve imrenilen Cumhuriyet Türkiyesi'dir. Görülen, hissedilen ve tecrübe edilen, "Genç Cumhuriyet"tir. Kendimizi avutmayalım.
Sözün burasında, hayalim bir hayli gerilere gitti. Sultan Abdülhamid hal'edilmiş, İttihad-Terakki iktidarı henüz ilk yıllarındadır. Doğu'daki Kürt aşiretlerini dolaşmakta olan Bediüzzaman Said Nursi'ye sorarlar: "Acaba daha Sultan Hamid gibi padişah tahta çıkmayacak mıdır? Eski hal olmayacak mıdır?"
Cevabı, adeta bir slogan sertliğinde ve netliğindedir: "Eski hal muhal; ya yeni hal veya izmihlâl... Acaba sizin şu siyah çadırınız parça parça edilip yakılsa, havaya savrulursa, o külden yeniden çadır edip içinde oturmak kabil midir?"
Ahalinin cevabı elbette "Hayır"dır.
Osmanlı'nın geri dönüş hikâyesi de tam tamına böyledir. Nostaljik avuntuların, reel-politik dünyada hiç mi hiç yeri yok.
Le Monde Diplomatique'in dopdolu muhtevasından kendimi alamayarak sayfaları arasında dolaşmaya devam ederken bir başka tespit gözüme çarpıyor. Lübnan'da yayınlanan en'Nehar Gazetesi yazarı Mustafa El'Labbad'ın tespiti bu:
"Ankara, Bağdat'ın tarihi harabelerinin arasında bestesini çok iyi bildiği eski bir şarkının ilk mısralarını mırıldayan bir âşık gibi görünmektedir. Türkiye, Irak makamını hatırlamaktadır."
Erbabı bilir, Irak makamı, Segâh ve Uşşâk makamlarının birleşmesiyle meydana gelir. Özelliği de, "karar" sesi civarından başlar ve "çıkıcı bir seyr" özelliğine sahiptir.
Mustafa Lebbad da, Der Spiegel yazarları Daniel Steinvorth, Hans Jurgen Schlamp ve Bernard Zand da çok haklı. Türk dış politikası, "çıkıcı bir seyr" ile ve "karar"lı bir şekilde ilerleme kaydediyor. "Acemaşîran" makamında dolaşmakta ufak tefek sıkıntılar olsa da genel seyr gayet başarılıdır.
Ancak bütün bu gelişmeler "Osmanlı'nın Geri Dönüşü" demek değildir. Yepyeni bir tecrübenin ve yepyeni bir sentezin başarısıdır.
Hiçbirimiz nostaljik duygularla mazi heveslisi içinde olmayalım. Batılı veya Doğulu dostlarımız da asla korkmasın. Bu yeni sentez ve yeni oluşum, Türkiye'nin olduğu kadar bölgenin, bölgenin olduğu kadar da uluslararası camianın faydasınadır.
Cemal UŞŞAK - BUGÜN
cussak@bugun.com.tr
Bu yazı 18/11/2010 tarihinde eklenmiştir.