Çeşm-i Bülbül'ü Onarmada Başbakan'ın Sorumluluğu
Sayın Başbakan'ın Alevi iftarına katılması ve Alevi vatandaşlarımızın Cemevlerinin ibadet yeri sayılması talebini reddeden mahkeme kararı üzerine tartışmalar, aradan bir hafta geçmesine rağmen devam ediyor.
Geleneğe göre suyun, bıçağın ve kırmızı etin bulunmadığı iftar sofrasında biz de davetli idik. Kim ne derse desin, bu iftar sofrası ülkemizin yakın tarihinde gerçekleşen en önemli toplumsal uzlaşma projelerinden birisidir.
Sofranın organizatörü, İstanbul milletvekili, değerli edebiyat adamı ve entelektüel şahsiyet Reha Çamuroğlu'nun ifadesiyle, o akşam "tarihi bir akşam" idi.
Başta Diyanet'ten sorumlu Devlet Bakanı Sayın Yazıcıoğlu olmak üzere, kabinenin neredeyse yarısının orada bulunması önemli bir jestti. "Sünni kesim"den üst düzey bürokratlar ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de salonda idi.
Bu tablo AKP iktidarının Alevi vatandaşlarımızın taleplerinin karşılanması istikametinde güçlü bir irade beyanıdır. Alevi vatandaşlarımızın haklı ve meşru taleplerinin yerine getirilmesi için Sayın Başbakan'ın sorumluluğu o akşamla birlikte daha da artmıştır. Sayın Reha Çamuroğlu'nun o güzel ifadesiyle, kırılan çeşm-i bülbülü onarmanın önemli bir adımıdır bu iftar. Çeşm-i bülbülün onarılmasında herkesten ziyade sorumluluk da Sayın Başbakan'ındır.
Sayın Çamuroğlu'nu listesine alan ve Sayın Ertuğrul Günay'a kabinede yer veren AKP, inanıyoruz ve bekliyoruz ki, dış mihrakların kışkırtmasına fevkalade müsait hassas bir alan olan, Alevi-Sünni gerginliğini çözme gücüne de sahiptir. Sayın Başbakan bu konuda da kendisini bağlayan ve bir anlamda geri dönülemez bir adım atmıştır. Temennimiz, müteakip somut adımların geciktirilmeden atılmasıdır.
Bazı hassas konularda da olduğu gibi bu hususta da, bir menhus zihniyet ve kendisini maskeleyen mihrak, kamuoyunu yanıltıyor. Sanki Alevi kardeşlerimizin, inanç ve geleneklerini yaşama konusundaki taleplerinin engeli Sünni hassasiyetli siyasiler ve kanaat önderleri imiş gibi, kimi Alevi önderler üzerinden hassasiyet kışkırtıcılığı yapıyor ve yaptırıyor.
Hâlbuki Sünnilerin de, Alevilerin de inanç pratiklerinin uygulamasındaki temel engel, hiçbir manevi değer kaygısı olmayan, hiçbir inanç değerinden behresi ve nasibi olmayan bu mihrakların ta kendisidir. Onları en temel haklarından mahrum eden bu zihniyet, daha sonra sanki asıl problem kendi halindeki masum kitlelermiş gibi, onları birbiri üzerine kışkırtıp "kriz tacirliği" yapıyor. Zaman, Reha Çamuroğlu'nun ifadesiyle, kırılan çeşm-i bülbülü onarma vaktidir.
Çeşm-i bülbülü kıran dün siyaset olduğu gibi, onu bugün onarmanın sorumluluğu da siyasete aittir. Bilindiği gibi, çeşm-i bülbül, Türk el sanatları içerisinde cam işlemeciliğinin zirvesi sayılan hassas bir vazodur. Vazo üzerindeki ince ve hassas işlemelerde, sanatkârın tüm hassasiyetlerini, adeta kan damarlarını görmek mümkündür. Ne var ki, Anadolu topraklarında yüzyıllardır devam edegelen birlikte yaşama iradesinin sembolü olan çeşm-i bülbül kırılmıştır.
Vazonun kırılıp etrafa saçılan parçalarını bir araya getirip yapıştırmak büyük bir özen ve dikkat ister. En önemli yapıştırıcı ise güçlü bir siyasi irade, hiçbir kimse veya grubun yekdiğerini değiştirme ve dönüştürme hedefi gütmeksizin, empatik bir ilişki ile ötekini anlama gayreti ve farklılıklarımızla birlikte var olma azmidir.
Ulu Hünkar, Hacı Bektaş-ı Velî'nin ifadesiyle "iri ve diri" olmanın yolu buradan geçiyor. Son söz: Tebrikler Sayın Reha Çamuroğlu! Haydi, gayret Sayın Başbakan! Aman dikkat, sevgili canlar!
Bu yazı 24/01/2008 tarihinde eklenmiştir.