Son Dakika: MANA KÖKLERİYLE İRTİBATLI KAHRAMANLAR YETİŞTİRMELİYİZ
AnasayfaYazarlarAlbümAnketlerÜye KayıtÜye Girişİletişim
Arşivde Ara  
Biyografi
Hakkında
Rüyalar
Şiirler
Dua İçin
Medyada
Kaleminden
Güncel
Yazarlar
Sizden Gelenler
Türk Okulları
Muhalifler
Musiki
Haber
Kitaplar

Ali BAYRAM
Araştırmacı Yazar
info@alibayram.com.tr

Mehmet Özyurt Hoca'nın 21. Şehadet Yıldönümü


Zaman Gazetesinin 29 Eylül 2009 tarihli 30 sayfasında okuduğum Eğitim Gönüllüsü Özyurt, dualarla anıldı, haberi cidden beni de çok duygulandırdı ve hele İbrahim Kocabıyık Hocanın duygulu konuşmasının nakli “bana hey gidi günler” sözünü yüreğime köz gibi düşürdü. Benim açımdan meselenin hatırlattığı iki yönü var:


Birisi: İsmi anılan İbrahim Kocabıyık beyle Erzurum’da geçen senelerimiz ve yine kader birliği ettiğimiz doğunun zor şartlarında hizmet etmeye çalıştığımız o günleri yad etme.

İkincisi: Mehmet Özyurt hoca ile olan yakınlığımızı -O’nun şefaatine mazhar olma dileğiyle- satırlara dökme düşüncesi.

Filvaki Mehmet Özyurt hoca’nın şehadetinden sonra geçen 21 yıllık bir zaman diliminde kendisiyle alakalı çok şeyler yazıldı ve anlatıldı, başta Fethullah Gülen Hoca Efendi olmak üzere O’nu yazan ve anlatanların yüreklerine sağlık.

Özyurt Hocayı,1982-83 yıllarında bir yaz günü tanıma şerefine ermiştim. Erzurum’a teşrif etmişlerdi, ben de o sıralar Üniversite Merkez Kütüphane’de çalışıyordum, bizi ziyaret için yanında birkaç arkadaşla Üniversiteye gelmişlerdi ve biz orada kendisiyle tanışmıştık, Erzurum yaz da olsa hava şartları gereği kimse öyle önü arkası açık terlik gibi sandalet tipi ayakkabı giymez haliyle. Bana göre biraz da garip gelen bu ayakkabılara bakınca daha yeni tanışmış olduğumuz halde, bana dedi ki, ben sizin adınızı çok duydum, tanışma şimdi nasip oldu. Gel ayakkabılarımızı değiştirelim, anlaşılan benim ayakkabılar hoşuna gitti.. güldük öyle bir iki gün beraber Erzurum’da İbrahim Kocabıyık ve Ahmet Karaaslan beylerle beraber eş-dost ziyaretlerinde bulunduk. Bu tarihten .bir kaç ay sonra da biz kendisini hizmet yeri olan Diyarbakır’da ziyarete gittik ve orada bir iki gün bizi misafir etti, bizi tanıştırmayı düşündüğü insanlara götürüp tanıştırdı ve eğitim faaliyetleri için cidden çalmadığı kapı bırakmiyordu.

Diyarbakır’a eğitim-öğretim gönüllüsü olarak hizmetlerini sürdürmek üzere ilk gittiği sıralarda henüz kendisini kimse dinlemiyor hizmet tanıtımı ve ders ortamı için yine kimse evini açmıyor, fakat O, yılmadan devamlı olarak tanıştığı insanlara “ oturalım, sohbet edelim, ders yapalım” gibi sözlerle düşüncesini insanlara anlatmaya devam ediyor.

Kendisi bize şöyle bir vak’a anlattı: Bu ısrarlı talebimizi kabul edip evini hizmete ve derse açan bize karşı saygılı olan esnaftan bir arkadaşla olan münasebetini bize anlattı: Özyurt hoca: Ahmet ağa, sen bu akşam evinde(babanın hayrına, babana rahmet diyerek) bir içli köfte yaptır da üç beş arkadaş gelip hem köfte yiyelim hem de sohbet edelim, demiş, adam kabul etmiş ve akşam üç-beş arkadaş gitmiş,yemekler yenilmiş sohbetler edilmiş. Bu sohbetler ev sahibinin hoşuna gitmiş, ancak ne sohbetin bitesi var, ne de içli köfte yapımının, tabir caizse ihale arkadaşta kalmış, haftalar aylar birbirini takip etmiş, velhasıl uzun bir zaman bu köfteli ders muhabbeti devam edip gitmiş.

Anlaşılan ev sahibi de kalender birisi ki, bir gün yine Özyurt Hoca bu arkadaşa: Babana rahmet….. diyerek söze başlar başlamaz henüz içli köfte teklifi yapmak üzereyken, ev sahibi hemen atılarak :“Vallah hocam bu gece ben babamı rüyamda görmüşem o bana demiş ki, Ola oğlum sen o dünyada ne yapirsan ki, ben burada rehmetten boğuliram, ola oğlum kes biraz bu rehmeti! “ dedikten sonra “hocam biraz da bu içli köfte ve dersi başka bir evde yapalım da onlar da rehmetten istifade etsinler” deyince bu defa da Özyurt hocalar gülmüşler. Bu küçük diyalog ve şakalaşma adeta fıkra haline gelmiş ve birkaç yerde anlatılınca da Türkiye’nin dört bir tarafına yayılarak Özyurt hocanın bir hatırası olarak hala zevkle anlatılıp dinlenilmektedir.



Benim esas anlatacağım şey bundan sonraki anlatacaklarım.


Özyurt Hoca’nın geçirdiği elim trafik kazasından bir ay öncesinden itibaren ona karşı bende çok ciddi bir muhabbet hasıl olmuştu, normalde insan sevdiği arkadaşa karşı içinde bir muhabbet olur ama benim Özyurt hocaya karşı son zamanlarda olan düşkünlük, sevgi ve alaka bir başka olmuştu. Hep yüzüne bakmak ve hep beraberinde olmak istiyordum kendisinin. Nihayet İstanbul’da Hoca Efendiyle yapılan mutad aylık toplantıların birinde (zaten o toplantı kendisinin katıldığı son toplantı olmuştu), Özyurt hocayı Sakarya’ya davet ettim. Bir ara gelirim, dediydi, fakat ben ısrar edip yalvarırcasına:” buradan çıkınca gidelim, nasıl olsa yol üzeri sen de gideceksin, bu gün beraberce Sakarya’da birkaç arkadaşı ziyaret eder ve akşam da bizim toplantımız var ona katılırsın sizi oradan otobüse bindirir uğurlarım.” dedim ve ısrarıma dayanamadı gelmeyi kabul etti ve benim arabayla Sakarya’ya gitmek üzere yola koyulduk.

Biz İstanbul’dan sohbet ederek, vardık Sakarya’ya. Bu arada Sakarya’daki arkadaşlara telefon açtım, ve “akşama bir kısım arkadaşları davet edin, kıymetli bir misafir getiriyorum, O arkadaşı tanıştırıp kendisinden bir sohbet de rica edeceğim, beraberce dinleriz.” dedim. Kendisi zaten fazla kalmak istemiyor, bir an evvel gideyim diye ısrar ediyordu.



Neyse biz vardık ve bir iki ziyaretten sonra akşam bir arkadaşımızın evine akşam sohbeti için gittik, güzel bir arkadaş grubu toplanmış bizleri bekliyorlardı. Oturup hoş-beş ettikten sonra Mehmet Özyurt hocamdan Kur’an-ı Kerim’den bir aşir-i şerif okuyarak sohbete başlamasını rica ettim. Gerçekten merhum Özyurt hocam, Kur’an-ı Kerim okumaya başladı ama, Allah’ım o ne müthiş ve o ne samimi okumaktı öyle Allahım!, hiç unutamadığım ve kayda alamamakla senelerdir üzüldüğüm o Kur’an tilaveti o gün semadan Kur’an sanki yeniden bize nazil oluyordu gibiydi. Hiç kimse göz yaşını tutamadı ve bunun üzerine de aynı mahiyette bir sohbet etti ki, yine insanların yürekleri hopladı ve yine herkes gözyaşlarına boğludu. Tabir caizse sohbete katılanlar mest oldu. Çaylar içildi ve Özyurt Hoca:Ali hocam artık ben müsaade alayım ve yolum uzak gideyim, dedi. Biz de kendisini, İstanbul’dan gelen otobüslerin uğradığı Sakarya Köprüsü yakınlarındaki durak yerine götürdük. Götürürken kendisine dedim ki: Mehmet hocam seni Sakarya’ya davet edip getirmekle iyi etmedim.

- Hayırdır Ali hocam neden iyi etmediniz ki? diye sorunca, ben

- Şimdi Sakaryalılar senin hem Kur’an-ı Kerim okuyuşunu hem de sohbetini dinlediler, şimdi onlar hesap ediyordur, Yahu böyle bir zat varken “Bu işe yaramaz Ali’yi neden H. Efendi buraya göndermiş ki, arkadaş biz bu zatı isteriz, diye tuttururlarsa ben ne yapacağım artık insanlar beni haliyle dinlemeyecekler, çünkü siz ortaya bir ölçü koydunuz ve ölçü oldunuz..!!”

Kendine mahsus güzel bir gülmesi vardı, gülümseyerek:

-Ali hocam sen uyanık adamsın, beni buraya getirip aşir okutturdun ve sohbet ettirdin ki, aman gidi halinize şükredin ya bir de benim yerime böyle bir insan şansınıza düşseydi nasıl katlanırdınız buna!

diyerek yine tevazuunu izhar etti ve uğurladık. Dönerken arkadaşlarla onun o akşam ki kıraatini ve sohbetini tekrar değerlendirdik ve cidden şu kanaate vardık ki, Özyurt hoca o akşam veda edercesine maneviyat yüklü hem Kur’an okuması hem sohbeti vicdanlarda bu veda hissini oluşturmuştu.

O tarihlerde Türkiye Eğitim Öğretim tarihine yeni bir sayfa açmaya çalışan eğitim-öğretim gönüllüleri adeta seferber olmuşlardı yurdun dört bir yanında, 1985-1989 yılları arası Kocaeli-Sakarya ve Bolu civarındaki bu çalışmalara biz nezaret etmeye çalışıyorduk.Bu eğitim öğretim sevdalılarının başarılarını görmek üzere seyahat etmek güzel bir yol ve güzel bir metottu. Bu arada birkaç Sakaryalı iş adamıyla biz de bir geziye çıkmaya karar verdik ve Van’da Üstad Bediuzzaman Hazretlerinin planladığı ve işaret ettiği Van Gölünün kenarında bir yere Vanlı hayır severlerin de destek ve kabulüyle Hacı Kemal Erimez (Allah rahmet eylesin) büyük bir eğitim kompleksi yaptırıyordu ve sık sık orada oluyordu. Onun da orada olduğu bir sırada ben Adapazarı’ndan mobilya sektörürün sevilen isimlerinden birisi olan Başoğlu ailesinin babaları Said Başoğlu (Allah rahmet eylesin) beyle beraber Van’a gittik.

Aldığımız bir duyumla Mehmet Özyurt hocalar da oraya geleceklermiş. Biz vardığımızda henüz onlar gelmemişlerdi.

Yeni yapılmış olan bir öğrenci yurdunun üst katında geceyi geçirdik ve sabah erkenden kahvaltıya geçtik, biz kahvaltıyı bitirmek üzereydik ki, merhum Özyurt hocalar geldiler, ve kahvaltı yapmaya başladılar. Ama yererlimiz birbirimize biraz uzaktı, fakat ben gözümü yine Mehmet Özyurt hocamdan alamıyordum. O, sofranın diğer ucundan lokmayı uzatarak, al şunu Ali hocam diyordu. Ben dehayır, ben lokmaya değil size bakıyorum Mehmet hocam

diyorum ve kahvaltıdan sonra hoş-beş faslı, sarılıyoruz ve akşama kadar konuşuyor geziyor, beraberce eşi dostu ziyaret ediyoruz ve akşam ben: Mehmet hocam bu gün nerede kalacaksa ben de orada kalmak istiyorum diye bizi misafir edenlerden bir talepte bulunmakla O’na karşı olan düşkünlüğümü yine üzerimden atamıyorum. Eğitim Öğretim hizmetlerinin yürütülmesine yardımcı olmak üzere Van’da bulunan bir arkadaşımızın evinde akşam beraber kaldık yine uzun boylu sohbetler ettik ve kendisini hayran hayran dinlemeye ve istifade etmeye çalıştık, ertesi gün onlar oradan Urfa’ya gideceklerdi biz onları uğurladık biz de arabamızla Erzurum’a hareket ettik. Biz beş altı saatlik bir karayolu yolculuğuyla Erzurum’a geldik ve şehre girer girmez zaten doğu tarafından şehre girilince o sıralar hizmetimiz adına tek uğranılacak yerimiz Kars Bakkaliyesiydi. Oraya uğradık bir nefeslendik çay veya soğuk bir şeyler içtik. Henüz yol yorgunluğunu üzerimizden atmamışken, bize: “ Duydunuz mu? Mehmet Özyurt Hocalar birkaç arkadaşla trafik kazası geçirmiş ve vefat etmişler…..” haberini verince,ey vah sanki gök kubbe başıma yıkıldı da ben altında kaldım,diyebileceğim kadar bir acı verdi bana, başladım hıçkıra hıçkıra ağlamaya,bir türlü kendime gelemiyor ve nefesimi toparlayamıyorum..

Kars Bakkaliyesi sahiplerinden arkadaşım Hayati Çalık ve Adapazarı’ndan benimle Van’a gelmiş olan Sait Başoğlu beyler beni teselli etmeye çalışıyorlar ama nafile, bir defa benim adeta sinirlerim boşalmış oldu.

Eh bir ata sözümüz var ya “ölenle ölünmüyormuş” o günü de orada geçirip ertesi günü biz Sakarya’ya döndük, ve bu kazayı takip eden ay sonu yine Fethullah Hoca Efendi ile yapılan toplantıya gidilecek bir iki gün sonra. Ben bir rüya görüyorum: Rüyamda biz toplantıdaymışız ve bütün arkadaşlar da orada hazır bulunuyor, Hoca Efendi de sohbet ediyor, tam bu esnada kapı açıldı ve Mehmet Özyurt hoca içeri girmeye başladı, Hoca Efendi bana dönerek: Ali Hoca Mehmet Özyurt hocayla sen ilgilen diyerek bana emretti. Ben de kalkıp Mehmet Hocayı kapıdan alıp dışarı çıkardım, rüyamda bana diyor ki, hayrola Ali hoca beni neden dışarı çıkarıyorsunuz? Ben de kendisine diyorum ki, “Mehmet hocam kusura bakmayınız siz trafik kazası geçirip rahmetli olmamış mıydınız? Yok diyor ben de bir problem yok ben iyiyim, acele toplantıya yetişeyim diye geldim, dedi ve ben uyandım.

Hoca Efendiye bu rüyayı anlatınca, H. Efendi: İnşallah şahadet mertebesine çıktığı için kendisini ölmüş bilmiyor ve bu toplantılara da demek ki, geliyor ve gelecek.

Kendisi çok güzel konuşur ve çok güzel Kur’an-ı Kerim okur ve arkadaş canlısı ve mubarek bir zattı. Allah Rahmet eylesin ve bu inşallah şahadetinin 21. yılında kendisini rahmetle anan başta eşi, çocukları ve yakınları olmak üzere bütün dostlarına ve bize de şefaatini Cenab-ı Hak nasip etsin.

Bu yazı 22/03/2010 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

 

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Özkemen Okulu
  2. Mehmet Özyurt Hoca'nın 21. Şehadet Yıldönümü
  3. Haydar Aliyev’in aziz hatırasına
  4. İbrahimi Müşterekler ve İnsanlığın Mutluluğu
  5. Nihayet Fethullah Gülen de Yargı Önünde
Alıntı Yazılar
Harun TOKAK
Ben Seni Bırakmam...
Erkam TUFAN
Hakan Albayrak'a Açık Mektup
H. GÜLERCE
'Cemaat' neden gündemde tutuluyor?
Cemal UŞŞAK
Geri Dönen Osmanlı Değil
E. DUMANLI
Kim mağdur? Avcı mı, 'cemaat' mi?
Necdet İÇEL
Hocaefendi...
Salih YAYLACI
ABANT Platformu Toplanıyor; Yeni Bir Anayasaya Acilen İhtiyacımız Var
Ali BAYRAM
Özkemen Okulu
Computerman .
Amerika'yı da Fethullah Gülen yönetiyor!
A. TAŞGETİREN
Yiğidi Öldür Hakkını Yeme !!!
Osman ÖZSOY
Sen de mi Fethullahçısın?
Hadi ÖZIŞIK
Hizmetin Adı Fethullahçılık mı?
M. METİNER
Kuzey Irak İzlenimleri
Nazlı ILICAK
PKK, DTP ve Laiklik
H. BABAOĞLU
Alp Nuhoğlu ve Bebeği Kimin Umurunda?
Nuray Başaran
Fettullah Gülen ile 1 saat 15 dakika
Sevim Gözay
Kara kıtada kırmızı - beyaz duygular
Abdullah AYMAZ
Düğününe Sultan Fatih geldi
Ahmet KURUCAN
Kahire Konferansı-Entellektüellerin Gözü ile Gülen Hareketi-2
Nuh GÖNÜLTAŞ
İnsanlığa Olan Borcumuzu Ödüyoruz..
Hekimoğlu İSMAİL
Yeryüzü Bir Kalbur Dostları Eliyor