Haydar Aliyev’in aziz hatırasına
Haydar Aliyev’i1980’li yıllardan itibaren duyardım ancak 1992 yılında bizzat tanıştım. Nahçıvan sınırında Aras nehri üzerinde kurulan Hasret Köprüsünün kurdelesini beraber kesme şerefini elde ettim. Kendisini görür görmez asırlık ulu bir çınarın gölgesinde olduğumu hissettim. Haydar Aliyev üzerinde durulması ve araştırılması gereken önemli bir dünya lideridir. O sadece Azerbaycan Cumhuriyetinin değil, aynı zamanda Türk dünyasının Orta Asya’nın, Orta doğu ve Avrasya’nın kayıp lideridir. Üzerinde çok durulacak çok konuşulup çok yazılacak bir liderdir.
Azerbaycan halkı gibi Türk halkı da onu hiç unutmayacaktır. Çünkü Haydar Aliyev aynı zamanda Türkiye sevdalısı bir insandı. Türkiye ve Azerbaycan halkı için “Biz bir millet iki devletiz” derdi. Onun simge haline gelen bu sıcak sözü yakın geçmişi bilen ve hatırlayanlar için çok manalıdır. Arkalarında büyük tarihler bulunan milletler güçsüzleşince aynı zamanda yalnızlaşırlar. Bir millet bugünden yarına güçlenemeyeceği için, o daha derlenip toparlanma yolunda iken bazı milletler onun imkanlarına, topraklarına göz koyarlar. Dünyadaki kuvvetli emperyalist devletler de onları devamlı büyüteç altında tutarlar. Çünkü suyun suya benzediği gibi bir milletin geleceğinin de geçmişine benzeyeceğini bilenler küçük gelişmelerine bile tahammül edemez ve ona karşı tedbir almayı ihmal etmezler.
Bundan dolayı Türkiye çok acılı ve yalnız yıllar yaşadı en haklı davalarında milletlerarası platformlarda tek başına kaldı. Hafif kıpırdanışı karşısında “acaba Osmanlı mı yeniden doğuyor?” sorusu zihinleri meşgul etti. Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla Türkiye kardeşlerine kavuşarak bu yalnızlıktan kısmen kurtuldu.
Türk devletleri arasında Azerbaycan’ın farklı bir yeri vardır. Coğrafi olarak Türk dünyasının ortasında, diğer Türk devletlerine hatta Pasifik’e açılan bir kapı olması ve kilit noktada bulunması, tarihte çok dramatik hatıralara sahip oduğumuz Rusya ile aramızda yer alası Türkiye için anlatılamayacak kadar önem taşır.
Uzun zaman bağımsızlığını kaybeden Azerbaycan halkının bağımsızlığına kavuştuktan sonra bir kısım sıkıntılar çekmiş olmasını tabii karşılamak lazım. Çünkü genç ve müstakil, belki henüz ulusular arası teşkilatlara girmemiş, dostluklar kurmamış, yer altı yer üstü zenginliklerin de çok olası emperyalist güçlerin iştahını kabartıyor nifak için tahrikler, taktikler devreye giriyordu. Nitekim bu çalkantılı dönemden yararlanmak isteyen Ermeniler Azerbaycan toprağının yaklaşık % 20’sini işgal etmişti.
Dirayetli, tecrübeli, millet ve vatan sevgisiyle temayüz etmiş, savunma ve kalkınmada etkili ideal bir devlet başkanına Azerbaycan’ın ihtiyacı vardır. Bu sırada önemli devlet tecrübesine sahip olan Haydar Aliyev Nahcivan’da yaşıyordu. Yıllarca Sovyetler Birliğinin çeşitli kademelerinde bulunan Aliyev uzun bir sürede rejimin kalbi fonksiyonunu gören Polit büroda görev yapmıştı. Aliyev’in orada görev almasını içine sindiremeyenler bilmeliler ki, o dönemde bir siyasetçinin milletine hizmet için başka bir yol bulmasına imkan yoktu. Sonra Haydar Aliyev, Polit büroda görev yaparken daima vicdanının sesini duymuş siyasi kariyerini tehlikeye atma pahasına milletinin ve diğer Türk ve Müslüman milletlerin yanında yer almıştır. Buna iki misal vermek istiyorum. Todor Zhivkov Bulgaristan Türklerin’in adlarını zorla değiştirirken rahmetli Özal bu gayri insani tutuma müdahale etmesi için Sovyetler Birliği Komünist Partisi birinci Sekreteri Gorbaçov’a bir mektup yazarak bu zulme son verilmesini istedi. Gorbaçov, Özal’ın mektubunu Polit büroda okuduktan sonra: “Bu Bulgaristan’ın iç işidir. Bağımsız başka bir devletin iç işine müdahale etmeye şansımız yoktur.” diyerek diğer maddeye geçmeye kalkınca Haydar Aliyev şu sözlerle karşı çıkar: “Macaristan ve Çekoslovakya’daki olaylar onların içişleridir, demeden müdahale ediyoruz fakat iş Bulgaristan’daki Türklere yapılan çağ dışı zorbalığa gelince mi bu onların iç işleridir, diyoruz? Buradaki çifte standart bize yakışır mı?” Tabii işler burada kalmıyor alevleniyor Aliyev, Gorbaçov’un üzerine yürüyor.
1980 li yılların ortalarında Aliyev sadece Azerbaycan halkının değil Türk ve Müslüman halkların liderliğini de üstlenmiş konumdaydı. Kazakistan devlet başkanı Kazak lider Dinmuhammed Kunayev de Polit büroda görev yapmıştı. Gorbaçov Dinmuhammed Kunayev’i başkanlıktan alıp yerine Rus kökenli G.Kolbin’i getirmek istediğini bildirdi. Yine Aliyev, bunu asla kabul edemeyeceğini şu sözleriyle dile getirdi. “Dinmuhammed Kunayev 20 yıldan beri Cumhuriyetin lideridir. Büyük hizmetler yapmıştır ve yapmaktadır. Eğer Kunayev görevden alınacaksa onun yerine bir Kazak Türk’ü tayin edilmeli. Mesela Bakanlar kurulunun Başkanı Nursultan Nazarbayev getirilmelidir. Bir Rus değil.” Buna rağmen M. Gorbaçov dediğini yapar. Fakat Kazakistan’da halk hareketi meydana gelir. Ve bu halk hareketinin başarısı Kazakistan da bağımsızlığını elde eder. Böylece Kazakistan’ın bağımsızlığında da Haydar Aliyev’in payı büyüktür. Haydar Aliyev, Polit bürodaki çalışmalarında kendi kariyerini değil Azerbaycan ve Türk halklarının geleceğini düşündüğünden dolayı yaptığı çıkışları uzun sürmedi. Çünkü kısa süre sonra Polit büro üyeliğini kaybetti. Aliyev’in siyasi hayatını mercek altına alırsak bunlara benzer pek çok hizmeti ve gayretiyle karşılaşmamız sürpriz olmaz. Aleyhinde yapılan her türlü menfi hareket O’nun liderlik karizmasının üstün oluşu nedeniyle hedefine ulaşamadı.
Neticede Haydar Aliyev 1993 yılında Azerbaycan Devlet başkanlığına seçilince Türk dünyasının meseleleriyle daha yakından ilgilenmeye başladı. Nitekim 5 Temmuz 1993 yılında OECD ülkelerinin İstanbul’da yapılan toplantısında:” OECD’ye üye olan Türkiye, İran, Pakistan, Afganistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Azerbaycan’ın henüz bakir, zengin tabi kaynakları vardır. Bunların birlikte kullanımı İslam dünyasının yükselişine sebep olacak. İnsanlığın gelişimine de katkı sağlayacaktır.” Sözleriyle Türk ve İslam birliğinin zarureti üzerinde duruyor ve bu konuşmasıyla;
a) Yeni Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını korumayı,
b) Türk ve İslâm dünyasının birliği için çalışmayı,
c) Bu birliğin bütün dünyada uyumlu olması idealini savunmayı, hedefliyordu.
Bu birliğin oluşmasında Türkiye’nin rolünün büyüklüğüne de inanan Haydar Aliyev özetle her platformda Türk halkına karşı olan samimiyetini şu sözleriyle dile getiriyordu: “Türkiye şu anda dünyanın siyasi haritasında kendine has bir nüfusa ve kudrete maliktir. İnsan haklarıyla değerleri koruyan ekonomik ve kültürel yönden gelişmiş güçlü devletlerden biridir.”, “Azerbaycanlıların kalbinde Türkiyelilerin yeri çok güzel bir konuma sahiptir.”, “Türkiye Azerbaycan için kardeş ve dost bir ülkedir.”, “Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler çok eski bir tarihe sahiptir”, “Bizim tarihimiz bir, dilimiz bir, dinimiz birdir.”, “Halklarımızın kökeni aynıdır. Hatta son zamanlarda birbirimizden ayrı düşmemiz de bu birliğimizi elimizden alamamıştır.”
Haydar Aliyev’in, Cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle dengeli, istikrarlı tutumu ve karizmatik liderliği sayesinde kısa sürede iç ve dış sıkıntıların üstesinden gelerek Azerbaycan’da devlet geleneğini hakim kılmaya başlandı. Otoriter bir yapıdan demokratik espiri taşıyan bir sisteme geçmenin sanıldığı kadar kolay olmadığı bir süreçte bunu başaran lider gerçekten büyük bir liderdir.. bağımsızlıkların elde edilmesi sırasında çalkantılı bir dönem yaşamak adeta sosyal bir kaderdir. İşte liderler genellikle çalkantılı ve buhranlı dönemlerin çocuklarıdır. Sivrilen lider dünya şartlarını iyi okuyabiliyor kendi milletinin gücünü realist bir idrak ile değerlendirebiliyorsa ülkesini salim bir limana kavuşturabilir. Bu donanımda olan Aliyev kısa sürede ülkesinde sükun ve istikrarı sağladı, ülkesini Kafkasların parlayan yıldızı haline getirdi ve devletine ciddi kurumlar kazandırdı.
Hepimizin arzusu Azeri kardeşlerimizin gelinen bu noktanın değerini iyi bilmeleri istikrarları devam ettirmeleri, kalkınma trendini yakalamaları işgal altındaki topraklarını biran önce kurtarmalarıdır. Oğul İlham Aliyev sisteme bir adım daha attırırsa büyük hizmet yapmış olur ve büyük lider babasının yolunda o da milletinin ve Türk halklarının nezdinde gönüllerde taht kurar..
Bir hususu daha belirtmeden geçemiyeceğim. Demokratik sistemlerde muhalefet kaçınılmazdır. Gerek iktidarda gerekse muhalefette ülke yararına işler yapmak iç ve dış düşmanlara pirim vermemek çok mühimdir. Hele Orta doğunun sıkıntılı bir süreçten geçmesi, işsizlik ve terör gibi bir yığın problemin bulunduğu bir dönem göz önünde bulundurulacak olursa yapıcı iktidar ve yapıcı muhalefet ülke kalkınmasında ve korunmasında çok önemli bir dengedir. Elbette ki, bu kolay bir iş değildir. Köklü demokratik bir terbiye ister, inancımız odur ki, Azeri kardeşlerimiz bu zoru başaracak akıl, zihin ve kültür seviyesine sahiptir.
Maziye bakınca Azerbaycan’ı Türk dünyasının kültür ve sanat merkezi olarak görüyoruz. En büyük arzumuz hem bizim dünyamızda hem de bütün dünyada bu yetenekleriyle takdir toplamış olan Azerbaycan yöneticisi ve halkının, mutlu, müreffeh bir toplumu günışığına çıkarmalarıdır. Bunun için her şeye sahiptirler, dengeli, sıcak Azeri kardeşlerimiz en büyük güzelliklere layıktır.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in de dediği gibi, Türk Dünyası olarak en önemli yıldızlarımızdan birisini kaybettik, Yerine geçen oğul İlham Aliyev, o büyük liderin koltuğunu doldurursa, milletçe acımıza en büyük teselli olur.
Bu yazı 25/01/2010 tarihinde eklenmiştir.