O ERLER !!!
"Tohum saç, bitmezse toprak utansın"
Üstad'ın dizelerini dile getiren Bülent Arınç ağlamaklıydı... İlk defa bir siyasetçinin uzun konuşmasını dinlerken bırakın sıkılmayı, duygulanmıştım...
Rengarenk çocukların, bozuk diksiyonların, pır pır eden yüreklerin coşkusunun çok üzerinde bir duygu savrulmasıydı bu.
Zaman ve mekânın üzerine fırladı ruhum. Tablonun tamamını yıllarca önce görüp, karınca misali ilmek ilmek, adım adım örenlerin gördüğünün binde birini görmek beni mest etti.
Görüyorsunuz işte, bilmem ne mahkemesi, bilmem kaç milletvekili, bilmem kim kimle birleşti ayrıldı, nereye girdik, nereden çıktık, böcek misali bodrumlarda ülke kurtuluşu arayanların arasında nasıl da parlıyor pırlantalar...
Yok, yok...
Basit bir yüceltme, övgü değil bu satırların amacı. Bir kıskançlık, imrenmeyi çok çok aşan duygular içindeyim. Bir öğretmen olamadığım için acıdım kendime... Haritada yerini bilemediğim yerlere atlarını tereddüt etmeden süren yiğitlerden olamadığım için küçük, küçülmüş, minnacık hissettim kendimi.
Bir yandan tarih yazılırken, dünyanın kaderi nakış nakış iğnelenip, zümrütten kanaviçeler dokunurken sadece seyredip, hayranlık duyan tarafta olmanın bahtsızlığı beni ezdi bitirdi.
Kelam üstadının bir başka dizesi gelip düğümlendi boğazıma:
"O erler ki, gönül fezasındalar
Toprakta sürünme ezasındalar
Yıldızları tesbih tesbih çeker de
Namazda arka saf hizasındalar!"
Arka sıralarda göz pınarları mutluluk yaşlarıyla taşan o erlere imrendim niye yalan söyleyeyim. Beklentisiz, çıkarsız, hesapsız bir koşunun çatlamak bilmeyen küheylanlarına dönüştü bu tabloyu oluşturan her birey. O bireyler ki, kocaman bir ormanın her biri bir asra bedel ömürlük iş yapan gencecik çınarları gibiydi.
Size belki abartılı gelebilir; ama korkum şu oldu; bu heyecan, bu hizmet, bu gayret bittiği gün bu dünyanın pimi çekilir.
O kadar çok adları var ki, hepsi yakışıyor, hepsi şahane duruyor üzerlerinde. Altın nesil, Horasan erenleri, alperenler, önden giden atlılar ve daha onlarcası. Ama aklıma hep 'O erler' olarak yerleştiler. Sıkıntıda, cefada, koşturmada en önde gidip, ödülde, törende, tantanada hep arka saflarda duran erler.
Öyle erler ki, en ufak bir nefs sızıntısına binlerce kaza ile cevap verirler!
Öyle erler ki, isimlerinin üzeri kapalı, cisimlerinin ayrıntıları önemsiz, resimlerinin bir kıymet-i harbiyesi yok.
Öyle erler ki, sıvadıkları kollarıyla dünyayı bir oyun hamuru gibi evirip çevirerek çağlar ötesine sıçrama yapan bir global neslin tohumlarını ekiyorlar.
Belki size çok ters ve hatta sert gelebilir bir cümle; ama öyle bir inanca oturttular ki beynimi, din, dil, ırk ve daha yüzlerce farklılığı bir anda silebilecek kadar, bütün bu yüzlerce ayrı şeyi içine alabilecek kadar geniş yüreğe sahip olduklarını düşünüyorum her birinin.
Sözlerimi noktalamadan yine Sayın Arınç'ın üzerinde durduğu bir noktayı hatırlatmak isterim. Şöyle bir şeyler söyledi Arınç: "Bu öyle bir hizmet ki, normal hayatta asla yan yana gelmeyeceğim insanlar ile bizi bir araya getirdi..." Samimi bir şekilde söylenmiş gerçeğin ta kendisi bu.
Bir tespit de benden naçizane: Bu olimpiyat organizasyonu bana çok net bir şekilde gösterdi ki, çok fazla değil üç-beş yıl sonra filan Türk için 'gurbet' denen bir şey kalmayacak. 'Gurbet'in ne anlama geldiğini çok iyi bilen bir kültürün son temsilcileri için bunun anlamını takdir etmelisiniz.
Biliyorum, şom ağızlılar, bulaşık beyinliler, nasırlı idrakliler yine işin altında buzağı ve türlü türlü entrika ve art niyet arayacaklar. Onlara yine Üstad'ın o müthiş dizeleriyle cevap vermek isterim ve dilerim ki bir kez olsun kavrarlar!
"Ne cennet tasası ve ne cehennem!
Sadece Allah'ın rızasındalar!"
04 Haziran 2007, Pazartesi
M. NEDİM HAZAR
http://www.zaman.com.tr
Bu haber 22/12/2007 tarihinde eklenmiştir.