İBRAHİM KARLI
EŞİ MÜNEVVER KARLI ANLATIYOR
Eşim Halil İbrahim Karlı doğma büyüme Dibekdere köyü’ndendir. Beş çocuğumuz vardır. Dördü kız biri oğlandır. Fatma, Sümeyra, Nurhayat, Halil İbrahim. Hepsi evli olup kendi işlerinde çalışıyorlar. Ben ise babalarımız(Babam Süleyman annem Sülün Hanım) Kayseri’ye gelmiş, oradan da İzmir Buca’ya yerleşmişler. Ben ise Buca doğumluyum. Eşim köyde yetişmesine rağmen geniş ufuklu ileri görüşlü birisi idi. Ahmetli’de yurt yapılan yerin arsasını eşim verince çok sevindi. Gençliğin imanının kurtulması, okuyan öğrencilerin elinden tutmanın ne demek olduğunu biliyordu. Ölçülü idi ve hesap duygusu ile yaşardı. Arsayı verdikten sonra bana:”Tırnak kadar bile yardım ettim deme”diye söyledi.”O bizim ahiret evimiz” dedi.
Çok Yardımseverdi

Köylünün her türlü işlerinde yardımcı olurdu. Cömertti. Bağ, bahçe işlerinde bile yardım isteyen herkese koştururdu. Her türlü hayır hasenat işlerinde, iman ve Kuran hizmetine ait her işin içinde bulunmak isterdi. Köy meydanından, ana caddeden geçen arabaları durdurur; Bu insanlara çay içirir mutlaka bir şeyler anlatırdı. Köylerin o dönemlerde eğitim seviyesi çok düşük olmasına rağmen içindeki imanın coşkusunu heyecanla başkaları ile paylaşırdı.”Burası köydür birşey olmaz.” demezdi.
Beşinci Çocuğumuzun Okuması
Dört kız bir oğlan beş çocuğumuz vardı. Beşinci oğlan çocuğumuzdan önce 7 oğlan çocuğu daha oldu. Onlar vefat etti. Benim annelik şefkati de öne çıkarak diğerleri vefat edip bu sağ kalınca yanımızda kalsın ayrılığına dayanamam düşüncesi öne çıktı. Babası ise okutacağız dedi. Ayakkabı ve elbiselerini aldık Manisa’ya yatılı olarak ortaokul için verdik. Benim adeta ciğerimden bir parça kopmuştu. Ayda bir izine gelse bile yine onu özlüyordum. Bu acı ve hasretlerle yatıp kalkarken çocuğumuz gözümün önünde tüterken bir gece rüya gördüm. Rüyamda beş kişi vardı. Ben bu geçen konuşmalarda:
“Ben ölsem daha iyi olur.” dedim. Onlar da: “Öl seni gömelim.” dediler. Orada hazırlanmış bir mezar toprak ve tahtalar vardı. Ondan sonra uyandım. Sonra düşündüm. “Oğlumun hasret acılarına katlandım demek ki doğrusu bu şekilde olacakmış.” dedim ondan sonra fazla üzülmedim. Arkasından beslediğim koyunlardan birini sadaka olarak yurda verdim. Halimize şükrettim. Yine ikinci bir rüyada Halil İbrahim aramızda kalabalık çok insanlarla Gediz çayı kenarındayız. Eşim dedi ki:”Halil’i su aldı gitti bulamadık” dedi.”Onu bulmadan eve dönmem.” dedi. Biz çocuğumuz okul çağında yurda ve okula gönderme zamanında bu rüyaları gördüğümüz için okumak için göndermenin daha hayırlı olacağı kanaati ağır bastığından onu okuması için gönderdik.30 yıldan fazla olmasına rağmen oğlumuz okudu şu anda öğretmen olarak çalışmaktadır. Oğlumuz Halil İbrahim’in sınavı kazandığı yıllarda rüyamda karanlık köprü gibi bir yerdeyim. Süratle yanıma üç atlı kişi geldi:”Halil İbrahim sınavı kazandı bakalım şimdiden sonra niye ağlayacaksın?” dediler. Ben de ondan sonra daha iyi oldum telaş yapmadım. Çocuğumun bizlerden ayrı okumasına razı oldum.
Kocamı Üzdüm mü?
O her konuda ince ve hassas düşünürdü. Sevdirerek anlatır izah ederdi. Dini hassasiyeti takdire değerdi. Ben meyve ağaçlarını çok severdim. Her yıl dikerdim. O nereye gitse mevsimine göre bana fidan getirir,ben de geniş olan bahçemize dikerdim. Meyve ağacı, çiçek, gülleri çok severdi. Evimize gelenler bahçemizi çok beğenir imrenirlerdi:”Cennet gibi”derlerdi. Eşim bana çok iltifat ederdi. Omzuma hafifçe vurur: ”Hanım sen bize dünyada Cennet hayatı yaşattın.” diye bana söylerdi. Oğlan çocuğumuzla eşimin adını ikisinin de Halil İbrahim olduğu için oğlumuza da bir daire alsak diye tartıştık, konuştuk, sonra ben ona içimden çok kırıldım. Dünyalık işler için ona kırılmış oldum daha sonra uyudum. Rüyamda kalabalık bir topluluk var. Peygamberimiz(sav) ve etrafında sarı cübbeli, beyaz entarili insanlar var. Eşim Halil İbrahim, Peygamber Efendimiz’e (sav) sordu: ”Ya Rasulallah meseleye gelelim mi?”dedi. Ben aynı anda Peygamberimizi(sav) gördüm diye seviniyordum, aynı zamanda akşam konuştuğumuz ev meselesini gündeme getirecekler, beni hesaba çekecekler diye sıkıntı ve üzüntümden uyandım. O konu ile ilgili bir daha hiç konuşmadım. Dünyalık geçici işler için onu hiç üzmedim.
Çocuklarımızın Eğitimi
Çocukları çok severdi. Ailece bizi başka ailelerin yanına gezmeye götürürdü. Her İslami konuyu sevdirerek anlatırdı. Namaz, oruç, ahlak, eğitim konularında küçük yaştan itibaren başlanmasını ister,eve geldiğinde namaz konusunu tek tek sorar, ilgilenirdi. Namaz, oruç, başörtüsü, dinin temel konuları; iman ve inancını yaşama konularında çok hassastı. Bazı öğretmenler kızlarımız için: ”Başlarınızı örtmeyin.” diye söylerdi. Babası da: ”Siz okula gidinceye kadar örtün. ”derdi. Namaz ve oruca küçük yaştan itibaren başlattı. Çocuklarımızdan kötü bir söz işitmedik. Eğitim ve ahlak durumlarından çok memnunuz. Köyümüzde diğer anne ve babalar evlatlarından hep şikayetçi. Büyüklerine karşı kırıcı ve saygısızca laflar söylüyorlar. Küçük yaşta verilen eğitim ve ahlak çok önem taşıyor.
Çocuklarımız gibi Ahmetli yurdundaki çocukları da düşünürdü. Üzüm zamanı hayra verilecek olan yaş veya kuru üzümü hemen ayırır.”Bunlar yurt öğrencilerinin.” derdi. O arabası ile gidip gelirken hiç boş gitmezdi.
Ya hayır toplar götürür, yada yurdun işine koştururdu. Ahmetli yurdu hayır sadaka ve bağışlarla ayakta durduğu için o zamanki şartlara göre yardım edenler de az olduğu için 40-50 öğrencinin iaşe ve masraflarını karşılamak için uğraşırlardı. Yine böyle bir üzüm toplama mevsiminde ağustos eylül aylarında bir arkadaşımız rüyasında Hz.Fatıma(ra) Validemiz’i görür. Kazanlarla yemek pişiriliyor; o, belinde alaca kuşaklı Fatıma Anamız yemek dağıtıyor. Peygamber Efendimiz(sav) ise beyaz elbiseler içinde kurutulacak üzümleri kazanın içindeki suya bandırıyor olarak görür. Bunun arkasından şunu düşünürler. Bu üzüm hayrı toplayan insanlar 45-50 öğrencinin yurtta kalmasıyla onların inanç ve imanlarını muhafaza ediyor. Onlara sahip çıkıyorlar. Bütün maddi sıkıntılara rağmen buna katlanıp dağ dere tepe köy aşarak sıcaklarda bu işi yapıyorlar. Sonuçta bir ülkenin gençliğinin elinden tutuluyor. Bu rüya onlara öyle bir moral veriyor ki rüyada görülen olayda ”Biz sizin arkanızdayız bu işi devam ettirin ”gibi mesaj alarak heyecanla yollarına devam ediyorlar.
Yıllar sonra yurdun pilav gününde uzun boylu otuz yaşlarında bir genç gelir.”Abi ”der.” Ben sizin kamyonetlerinizle, pikap arabalarınızla Bornava’ya vaazlara çok gittim. O zaman yurdunuzda kalırken 14 yaşında idim.Şimdi doğuda memur olarak görev yapıyorum, bize sahip çıktınız,yardımcı oldunuz”diyerek kucaklaşırlar. Sevinçten geçmişte yurt için çekilen sıkıntılar tebessüm ve mutluluklara dönüşür.
Hacca Beraber Gittik
Mekke Medine’nin hasretiyle yanardık bizlere de gitmek nasip oldu.Kabe ve Arafat’ta hac görevimizi yaptık. Medine’de Efendimiz(sav)i ziyaret ettik. Hz.Ömer(r.a.) Hz.Ebubekir(r.a.) Hz.Osman(r.a.) Hz. Ayşe(r.a.) Cennetül Baki Mezarlık’ını gördük. Onlara bakarak bana dedi ki:”Bu büyük insanların mezarları bile mütevazi başlarında bir isim bile yazmıyor.Bir taş dikili o kadar.Bizim de mezarlarımız belli olacak kadar etrafını çevirelim dedi. Önemli olan mezarın içindekinin içi, yani imanlı ve inançlı olarak gitmek dedi. O güzellikleri Medine’yi ve Mekke’yi bir haşir ve kıyamet meydanı gibi herkesin görmesini isterim.
Bana İltifatları
Memnuniyetini bize anlatmak için: ”Hanım sen bize dünyada Cennet hayatı yaşattın, teşekkür ederim.”derdi.Son günlerde hastanede yatarken kızları, damatları ailemizin hepsi ordaydı.”Hepsi burada ne hayırlı evlatlar varmış”dedi. Damatlarının hepsinin alnından öptü ve ”Anneniz size emanet ”dedi. Ben sırtını sıvazladım onu gördükçe ağlıyordum; o da bana birşey demiyordu. O gün beni çok övdü methetti.
Şunları söyledi
- 50 senelik hayat arkadaşım,
- Sizi(çocukları için)güller gibi yetiştiren anneniz,
-Abinizi gönderen anneniz.
-Abinizi Kazakistan’a gönderen,bağrına taş basan anneniz ”dedi.
Beni öyle anlattı ki çok iltifat etti.
Son Anları
Son günlerde hastaneye götürdüğümüzde bağırsağı delinmişti.İlaçlarını veriyorduk. Turgutlu’da serumu takıldı İzmir’e gittik. Yoğun bakıma girdi çıktı. Birara konuşurken kızı: ”Baba acıyor mu?”diye sordu.”Kızım ölümün tadını tadıyoruz.”dedi.Tekrar deldiler. Kızı: ”Diri diri mi” dedi.”Tabi kızım ölmedik daha.” dedi.İç acılarını hiç belli etmiyordu. Adım adım ölüme doğru gidiyordu. İnanç ve imanı kuvvetli idi. Ölümünden sonra evimizin karşısındaki köy mezarlığına defnettik. Benim için köylüler” Nasıl yalnız duruyorsun?” diyorlar. Ben bir yalnızlık hissetmiyorum sanki buralarda eve gelecekmiş gibi geliyor bana. Ben Hz.İbrahim(as)i iki defa rüyada gördüm. Kalabalık bir aile görüyorum tanımadığım insanlar var. Bunlar örnek insanlar gibi. Ben sorardım”Bunlar kim?”diye.Hz.İbrahim(a.s.) ve ailesidir dediler. İkincide ise “Hz.İbrahim(as) en güzel sesi ile Kuran okuyor ve namaz kılıyor olarak görüyordum. Kendi kendime Allah’a şükrettim: “Ben yalnız değilim.” dedim.Yalnız kalmaktan hiç sıkılmadım.
Eşim Halil İbrahim Hoca Efendi’yi tanır bu bölgedeki arkadaşları ile beraber vaazlara gider gelirdi. Onu çok sever ona aşık biriydi. Yurt veya hayır işlerine gittiklerinde gece geç vakit gelirlerdi. Ben hiç uyumazdım o gelinceye kadar beklerdim. Ruh kalp ve düşünce birliğimiz vardı. Ülke genelinde çeşitli sıkıntılı durumlar yaşanıyordu. Ben de düşünüyordum. Acaba Hoca Efendi: “Çevresindeki insanlardan bizlerden memnun mu?” diye düşünürdüm. O gece rüyamda Hoca Efendi bizim eve gelir. Namaz kılmak için seccade ve havlu ister. Ben de anladım ki, insanlar kalbinden samimi olarak istedikleri yaptıkları dualar ,insanlara bir şekilde cevap olarak dönüyor.
Torunu Mustafa Anlatıyor
Dedemin bizde bıraktığı en önemli izler şunlardı: ”Namazında çok hassas idi. Teheccüt namazını kaçırmazdı. Kimsenin aleyhinde konuşmaz konuşturmazdı. Yoldan geçenlere bile: ”Gel hemşehrim!” der onlara çay içirir, birşeyler anlatırdı. Tavır davranış ve hareketleri uyumlu idi.” Torunları olarak onu çok sever bayramlarda etrafında toplanır. Onunla beraber olmaya doyamazdık.
OĞLU HALİL İBRAHİM ANLATIYOR

Babam çocuklarının eğitimi ile küçük yaşlardan itibaren ilgilenirdi. Güzel davranışları mutlaka ödüllendirirdi. İlkokul 5. sınıfa kadar bizleri hiç boş bırakmadı. Öğretmenlerimiz ile görüşür, okumamız hususunda yardımcı olmalarını isterdi. Benden önce de yedi erkek kardeşimin ölmüş olması, babamın üzerinde daha büyük etki bırakmış olabilir. Buna rağmen babam Manisa İmam Hatip Lisesi’ne beni yazdırır, Kurşunluhan Yurdu’na da yatılı olarak gönderir. Babam yurtlarda kalsın iyi yetişsin okusun diyor,anneme ise köylüler:”Tek oğlan çocuğunu gurbete nereye gönderiyorsunuz?” Diyor. Bu çelişkiler içinde babam çok rahat bir şekilde beni okumak üzere Manisa’ya getirdi ve okula yazdırdı. Lise bittikten sonra Orta Asya Kazakistan’a üniversite için gittim.4- 126 5 yıl orada kaldıktan sonra döndüm. Van ve Antep’te de çalıştım.2003 yılında babam rahatsızlanınca ben de Manisa’ya dönmüş oldum. Ramazan’ın 3. günü rahatsızlığı artınca Turgutlu’ya oradan İzmir’e sevk ettiler.İlk ameliyatı 5 saat sürdü.İnce ve kalın bağırsak erimişti. 3. ameliyatı oldu ve yoğunbakıma aldılar. Bir daha çıkmadı. Cuma günü 16:30 gibi vefat etti.
Köyümüzde daha önce Ramazan Hoca adlı bir imam dokuz yıl görev yapmıştı. Onun gençlere iman ve Kuran hizmeti noktasında çok faydası olmuştu. Birbirlerini çok severlerdi. Onun İzmir’de görev yaptığını biliyorduk. Cenazesini yıkamak çok sevdiği insana nasip oldu. Cenazeyi köyümüz Dibekdere’ye götürdüğümüzde caminin içi dışı sokaklar almadı. Çok kalabalık idi.
Hayırlara Koşar Çay Ismarlardı
Köyümüzden tuğla kamyonları çok geçerdi. Onun sosyal ve girişken bir yapısı vardı. Onlara: ”Gel hemşehrim çay içelim.” Derdi. Onlarla muhabbet eder, kırk yıllık arkadaş gibi olurdu. Hayır için köye kim gelirse gelsin cami ,yurt, kurs için önce kendi yardım eder, sonra onların önüne düşer,bütün sözünün geçtiği insanlardan hayır toplamalarına yardımcı olurdu.
Köyümüzde Düğünlerin Şekli Değişti
Köyümüzde günlerce süren içkili ve çalgılı düğünler olurdu. Bunlar aşırı masraf gerektirirdi. Sarhoşların da kavgaları ve nazı bunlara eklenince düğünler çekilmez bir hal alırdı. Köyde ilk defa çalgısız ve içkisiz düğünü başlattı. Bunlar köye örnek oldu ve böyle de olabilir düşüncesi gelişti. Düğün sahiplerine içkili düğünler aşırı maddi yük getirdiğinden,yeni yapılan düğünler içkisiz yapılmaya ve düzelmeye başladı.
Ermeni Vatandaştan Yardım İstedi
Yurda destek amaçlı buğday,üzüm vb maddeleri toplardık. Bir gün traktör ile beraber köyleri geziyoruz. Öyle zıt,ters durumlarla karşılaşıyoruz ki:Mesela bazıları bizim partiye oy bile vermediler gibi tavır alırlardı. Bazıları da ambarını açar buğday ve üzümden istediğiniz kadar alın derlerdi. Renault SW arabası ile üzüm toplamaya giderdik. Bu arabanın motorunu tam üç defa yaptırdı. Alaşehir tarafına üzüm toplamaya gitmiştik. Burada bir üzüm bağı olan Ermeni birisi var dediler. Babam da: “Kim olursa olsun önemli değil kalpler Allah’ın (c.c.) elinde.” dedi. Kafasına koydu, ondan da üzüm isteyecekti. Gittik onunla sohbete başladı: “Maşallah üzümler çok güzel olmuş.” dedi .Onun hal ve hatırını sordu. Ondan üzüm istedi. Ermeni olan abimizde bir çuval kuru üzüm verdi. O gün bu davranış bizi çok sevindirdi. Bir traktör kasası üzüm almış kadar memnun olduk. O insanları insan olduğu için sever hiç ayrım yapmazdı.
Köy Sohbetî
Çok sevdiği arkadaşı öğretmen Ramazan Bey ile Köprübaşı Yeşilkavak (Çomar Köyü’ne) köy kahvesinde sohbet yapmak için giderler. Babam hemen sohbet zemini hazırlar,bir masa ayarlar,kahvedekilerden müsade ister. Hatta köylüler köy öğretmenimiz inançsız dikkat edin diye sitemde bulunurlar. Kahvehane sohbetine köy öğretmeni de katılır. Gelen misafirleri İslam ve din konusunda soru yağmuruna tutar.Bütün sorularının cevaplarını öğretmen doğru olarak onlardan öğrenmiştir. Sonuçta şunu söyler: ”İslam bu ise çok güzel ben müslümanları bu kadar çalışkan bilmiyordum.”der, sevinir. Öğretmen de çok memnun olur ertesi gün onları sabah kahvaltıya çağırır. Daha sonra köylü ile de barışık bir hayat sürer. Köylü arasında yaşanan kırgınlıklar giderilmiş olur.
Sard İkinci Köyü gibiydi
Sard onun için ikinci bir köyü gibiydi. Boş olduğu zaman mutlaka oraya gider, Mehmet abi’yi ziyaret ederdi. Eyüp abi de onun arkadaşı idi. Onu da ziyaret eder,ilgilenir daha sonraları bu köyler iaşe olarak çok yardımda bulundular.
Mersindere köyü ile de ilgilendiler. Daha sonraları bu köye cami yapıldı. Diğer köylüler de caminin yapılması için çok yardımda bulundular.
Sürekli Canlı Ve Zinde İdi
Arabasında mutlaka Kuranı Kerim, vaaz kasedi, ilahi kasedi vardı. Sürekli dinliyor okuyor anlatıyordu. Böylelikle canlı ve hareketli kalıyordu. Yolda giderken mutlaka arabasına birisini alacaktır. Kaset ayarlıdır onu yolda dinlettirir, sonra da kasedi ona hediye ederdi. Gençleri alır sohbete götürür,onların iyi yetişmesini isterdi.Şu anda köyümüzdeki ilgilendiği kişiler onun bu çalışmalarını anlatıyorlar. Yaz Kuran kursları için çalışma yapar,muhtarlar ile görüşüp,o köylerin çocuklarına Kuran okutulmasını isterdi. Böylece bazı köylere yirmiye yakın öğrencinin gittiği bile olurdu.
Yine bir gün yoldan Uğur Vinç’in sahibi Uğur abi’yi alır. Dönerken onu köyü Karaoğlanlı’ya köyüne çıkarıp bırakır. O yaz da köyde Kuran Kursu yaz çalışma programı yapılacak. Bu gençler camii odasında kalacaklar. Uğur abi de bu işe yardımcı olur. Memduh hoca da gelip uygun olup olmadığına bakar, o sene köyde yaz Kuran Kursu hizmeti olur.
Yurt Yeri
Ahmetli’de babam bir bağ almıştı. Oraya ev yapıp yerleşmek istiyordu. Belediyeden problem çıkınca ev yapılması gecikti. Ahmetli’de küçük camii karşısında küçük bir ev vardı. Bu ihtiyacı görmüyordu yurt yapılmasını istemişler. O zaman yurt yeri için Salih Işık, Ahmet Faik, Abdullah Aymaz hoca’mız gelerek nezaketen yurt yeri olarak babamdan burayı istediler. Babam çok olgun karşıladı. Ve orayı yurt yeri olarak verdi. Oraya yurt yapılmış oldu. O zamanki şartlara göre telefonla haberleşme zor yapılmasına rağmen Ahmetli’den çıkılır,Demirci’nin en uzak köylerine kadar gidilir,öğrencilerin okuması için teşvik edilir. Haftanın planını Cuma gününe göre yapardı. Birkaç kişiyi yanında götürür,gezdirir,tanıştırır en küçük bir görevi bile emir olarak yerine getirirdi. Karşılıksız iş yapmayı çok severdi. Buraya Muş’lu bir komutan gelmişti onunla çok ilgilenmişti. Daha sonra emekli olmasına rağmen onun çocukları ile irtibatını devam ettirdi. Ben Antep’te görev yaparken ziyaretime geldi. Ben iki aydan beri aynı mahallede oturuyor kimse ile tanışmıyordum. Birgün kendi başına kalmıştı,boştu.O günü çok iyi değerlendirir, bakkal, market, kahve, muhtar kim var ise onlarla diyalog kurar,sempatik cana yakın sevimli birisi idi. Bana komşular: “Baban gelmiş tanıştık çok memnun olduk.” diye söylediler.
Hizmet İle İlk Tanışması
Babam Akçapınar’dan Hacı Mustafa Türk ile tanışarak onun vasıtası ile sohbete katılır. O zamanki şartlarda ulaşım fazla yoktur. Uzak yakın bir köye gidilince akşam orada kalınır ertesi gün dönülürdü.1968-1970 yılları arasında eski makaralı teypler var,vaazlar bu teypler ile dinlenirdi.Şartlar da oldukça zor. Radyo haberlerinde ders yaparken evlerinde yakalandılar, haberlerinin radyodan verildiği zamandır. Bu zor şartlarda iradesi ile isteyerek bu işlerde hizmet için koşturmaya başlar. Ölünceye kadar bu çalışmalarına devam eder. Allah (c.c.) Razı olsun.
Dibekdere Köyündeki Mezarlığı
Bu haber 17/06/2008 tarihinde eklenmiştir.