HOCA EFENDİ'NİN GÖZYAŞLARI
Muhafazakâr-milliyetçi taşra kültürüyle modernist medeniyeti buluşturan Fethullah Gülen, bu buluşmanın harcını gözyaşlarıyla karıyor.
Fethullah Gülen, Türkiye'deki dini cemaat liderleri içinde en fazla ilgi uyandıran, hem spekülasyonlara hem de iltifatlara muhatap olan bir kişi. Bazı laik çevrelerde rejim için sinsi bir tehdit olarak görülürken; bazı radikal İslamcı çevrelerde, Türkiye'de İslami hareketin gelişme seyrini olumsuz etkileyen bir 'ajan' olarak görülür. Yine bazı laik çevrelerce 'ılımlı' İslami söylemiyle irtica tehlikesine karşı bir 'kutsal' baraj; bazı İslamcı kesimlerce ise hizmetleriyle İslamı yayan bir mücahittir o. Fethullah Gülen'in bu müphemliği, üzerinde karar verilemezliği, karizmasının önemli bir unsurudur.
Anti-ateist hoşgörü
Burada ilgi odağımızı oluşturan popülerliğinin ana unsuru ise, Türk halkının ortalamasını buluşturan geleneksel değerleri dini bir etikle bağdaştırıp, 'seçkin' bir üslupla gündelik hayata tekrar aktarmasıdır. Bu niteliğiyle Gülen, muhafazakâr-milliyetçi taşra kültürünü modernist medeniyetle buluşturan aktördür. Milliyetçilik ve muhafazakârlığın gelenekle birleştiği yerde, katı bir ahlakçılık ve ona bağlı disiplinci söylem tamamlayıcı boyutları oluştururlar. Bu bir anlamda Osmanlı'nın 'Din-ü Devlet' sentezinin sivil bir yeniden tesisidir. Gülen'de Osmanlı nostaljisinin, kendi hizmet anlayışını güdüleyici bir etmen olarak önemli bir yeri vardır. 'Daha çocuk yaşlarında, dünyaya medeniyet götürdüğümüz günlerin hicranını duyduğu'nu belirtir Gülen.
Gülen'e çokça atfedilen 'hoşgörü' özelliği de bu vizyonla ilgilidir. Ondaki hoşgörü aslında kendini avamın bütünüyle üstünde gören elitist tavrın hoşgörüsüdür. Bu hoşgörü kavramı, nasıl ki Osmanlı'da gayrı-Sünni kesimi pek kapsamazsa, Gülen'de de ateistleri ötekileştirir. Son söyleşisinde Gülen'in, ateistleri insan öldürenlerle bir tutması, baştan beri onun söylemini belirleyen anti-komünizmin bir ifadesidir. Gülen'e ısrarla yüklenen hoşgörü vasfına rağmen, söyleşi ve yazılarında bu vasfı eksik bırakan beyanlar buluruz sürekli. Örneğin Küçük Dünyam'da, "Marks'ın bayrağı altında miting yapılıyor ve bunlara müdahale eden çıkmıyor" der Gülen.
Gözyaşıyla kurulan iktidar
Onun duygu yüklü vaazlarından aşina olduğumuz ağlamaklı hal bu acziyet kederindendir. Gülen'in zihinlerimizde yer eden portresi, ağlayan kederli halidir. Bu ağlama, özel yaşantısı itibariyle sıradan insana özgü hiçbir meziyet taşımayan Gülen'e popüler bir boyut kazandırma işlevi görür. O, ne sıradan insanlar gibi bir aşk yaşamıştır, ne de bir ahbaplığı olmuştur. Konuşması hep bir edebi üslup taşır. Eğlence meclislerinde asla yer almayacak kadar derindir Hoca Efendi. Ama o da sıradan insanlar gibi ağlar ve gözyaşlarıyla insanları kederine ortak eder. Böylece ağlama, aynı zamanda hitap ettiği cemaati üzerindeki iktidarın bir fonksiyonudur.
O, ulaşılmaz bir 'erdem abidesi' olarak cemaatinin bilincinde oluşturduğu kendine yetersizlik hissiyle gücünü tesis eder. Gülen'in yaşantısıyla ilgili tercihleri takdim ediş biçimi, katı ahlakçılığa tüm meşruluğunu sağlar. Dünya nimetlerinden uzak duran ama dünyadan uzak durmayan bir ahlakçı yaklaşımdır onunkisi. Öğretisinde dünyayı bir hedefe doğru götürmek üzere çileci bir Protestan ahlakının izleri vardır.
Kaynak: Milliyet
Bu haber 24/10/2007 tarihinde eklenmiştir.