HAYDİ HAYIRLISI BAKALIM...
Her şeye rağmen…
Tüm kaygı ve yanıtsız sorularıma rağmen…
Baştan beri halka tepeden bakan, bazı seçkinci aristokratlara rağmen…
Bu uğraşılara sadece “kişisel kazanç” beklentisi ile yapışanlara rağmen…
Umarım ve inşallah bugün İzmir kazanır… Paris’ten “İzmir kazandı” haberini alırız.
Ancak dün de yazdım bugün de yineleyim ki bugün “31 Mart” ve ben korkuyorum…
31 Mart tarihinden hiç hoşlanmıyorum.
Eğer “İzmir kazanırsa” belki ben de bu “korkumdan” kurtulabilirim.
Haydi, hayırlısı diyelim!
Fethullah Hoca İzmir’e mi dönecek?
Günlerdir bazı internet siteleri ve günlük gazetelerin sanal sayfaları “Fethullah Gülen Nisanda Türkiye’ye dönecek” tarzında yazılar, haberler yayımlıyor.
Hatta bazı yorumlar İran örneğini hatırlatıp Humeyni ile Gülen arasında ilginç bağlar da kuruyor.
Kanal Türk Televizyonu’nda değerli gazeteci Hikmet Çetinkaya’yı dinledim geçenlerde. Çetinkaya usta, kimsenin ilgilenmediği yıllarda, Fetullah Gülen ile ilgili yazılar yazan, uyarılar yapan, kitaplar yayınlayan, eğilip bükülmeyen bir gazeteci.
Hep kaygılı, şüpheli, korku dolu yorumlar, değerlendirmeler. Hani benim aklıma gelmiyor değil bazı sorular ama kime soracaksın da kim sen, ikna edecek?
Fetullah Gülen ABD’nin “adamıysa”, Evangelist amaçlara “ılımlı İslam” şemsiyesi altında ve “medeniyetler ittifakı” perspektifinde “hizmet” ediyorsa, yıllardır Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yapıyordu? Türkiye Devletinin istihbaratı, savcısı, polisi, askeri, jandarması, siyasal partileri, üniversiteleri, sivil toplum örgütleri, üniversiteleri “armut mu topluyordu”?
Ben bugünden söz etmiyorum. Ben “dünden” bugüne bir özeleştiriden bahsediyorum.
Nasıl bir örgüttür ki bu, dünyanın her yerinde okullar açıyor, tüccarlık yapıyor, her yere sızıyor da kimsecikler duyup, gereğini yapmıyor?
Fetullah Gülen “gerçeğini” biz AKP ile tanımadık ki?
Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan dönemlerinde yok muydu “Fetullah Gülen olayı”?
Ama o dönemlerde sadece Hikmet Çetinkaya yazıyordu, ama kimse “tınmıyordu mu” diyeyim şimdi?
Ortalarda sürekli korku komploları kuracağımıza akılcı birliktelikler yapsak olmuyor mu?
Ben mesela hatırlıyorum. Geçen yıllarda bir “Türkçe Olimpiyatları” etkinliğine katılmıştım. İzmir’den bir uçak dolusu insan İstanbul’a gitmişti. O insanları iyi hatırlıyorum. Ve etkinliğin her anından Fetullah Gülen damgası vardı.
Neye göre, kim neyi savunuyor?
Ben yozlaştırılmamış “altı okçuyum” mesela… 1919 – 1938 mucizesine inanıyorum sadece… Peki, benim gibi düşünenler ne yaptı iddia edilen “tehlikeler” karşısında?
Okul mu açtı, banka mı kurdu, istihdam mı sağladı, yardım örgütleri mi oluşturdu, gazete televizyon mu yayına soktu, öğrencilere, kimsesizlere barınaklar mı açtı?
Ne yaptık Allahaşkına ne?
Velev ki “hocafendi Amerika’dan döndü, İzmir’e yerleşti”?
E ne olacak? Bağırıp çağıracağız sadece değil mi?
Peki, bunun yerine önce “Atatürkçü” ve “bağımsızlıktan” yana herkes oturup “özeleştiri” yapsa önce? Her şeyi paylaşacağımız uygarca bir mücadele başlatıp, sokaktaki çaresiz halkımıza uzatsak elimizi? Seçkinci iğrençliğinden kurtulup, rakı masalarında değil de, doğrudan yurttaşların arasında “aydınlatsak” ortamı?
Birbirimizi dinlemediğimiz gibi yeterince bilgilenmediğimiz için önümüze her konan “dolmayı” bilinçsizce yutuyoruz. Ve her ne hikmetse “jetonlarımız” köşeli, yumurtanın kapıya gelmesinden de sadistçe zevk alıyoruz. Sonuçta da olan “geleceğimize” oluyor…
“Kapağa” taktılar…
Mermer Fuarı sona erdi. Bir kez daha ve “inadına” İzfaş yönetimini kutlamak lazım. “Sadece” işlerini yapan bu ekip, neredeyse hepimiz örnek kişilik sergiledi. Ben Cemal kardeşim gibi “ekonomik teknik” yazamam, anlamam. Ama mermer fuarı ile ilgili çok olumlu sonuçlar çıkmış ortaya. Bu konuda kendimi zorlayarak yarın yazacağım. Ama geçen yazdığım “kapak” meselesi arkamızdan “fırtına” koparmış yine belediyede… Umurumda değil.
Mermer Fuarı başarılıysa bunun nedeni Aziz Kocaoğlu’nun Doğan İşleyen ve İzfaş’ın tepeden tırnağa tüm çalışanlarına duyduğu güvendir. Bizzat ağzından da duydum bunu Başkandan. Sanırım bu durum “bazılarını” yine mutsuz etmiş…
E ne diyeyim şimdi… Bir kez daha “kapak” olsun!
Ne terbiyesiz adamım değil mi? Bari “açıkça” yapıyorum bunu yahu… “Kapakçıların” yaptığı gibi değil…
Hasan Tahsin / YeniGün
Bu haber 31/03/2008 tarihinde eklenmiştir.