HACI KEMAL ERİMEZ
Tacikistan'da okumuş ve şu an öğretmenlik yapan Mustafa Altun Bey'in bir hatırası...
Hacı Yusuf Kemal Erimez, benim hayat boyu unutamayacağım bir şahsiyettir. Tacikistan'a ilk geldiğimde onunla tanışınca çok şaşırmış ve Hacı Abi'de görmüş olduğum müthiş performans için hayrete düşmüştüm ama ileriki günlerde Hacı Abinin Allah tarafından ona bahşedilen bir gücü olduğunu anladım.
Bir futbol maçında omuzum kırılmış ve hastanede ameliyat olmuştum; ancak o günlerde hastaneler yeterince iyi olmadığından acilen Türkiye'ye gitmem gerekti ve ben yolculuğumu Hacı Abi'yle beraber yapacaktım. Hacı Abi, Kulob Lisesi'ne gitmişti ve Kulob Lisesi de Duşanbe'ye üç saatlik bir yol demekti o üç saatlik yoldan gelmesini bekledik ve geldi. Şoför arabanın kontağını bile kapatmadan binip Tursunzade'ye gittik, yine Tursunzade şehri de Duşanbe'ye bir buçuk saatti. Tursunzade şehrine geldiğimizde birkaç eşya alıp tekrar arabaya bindik ve bu sefer Özbekistan'ın Sariasya şehrine gittik. Sariasya şehri de Tursunzade'ye iki buçuk üç saatti. Oraya ulaştığımızda uçak bileti için bir süre bekledik, biletimizi aldıktan sonra çok eski on bir kişilik bir Rus uçağıyla Taşkent'e ulaştığımızda Hacı Abi'nin bir gece dinlenme ihtiyacı duyacağından hiç şüphem yoktu. Ben uçağın en arkasında oturuyordum. Hacı Abi ise en önde oturuyordu, en az beş defa benim yanıma gelip "Nasılsın kolun çok acıyor mu? Az kaldı" gibi sözlerle beni teselli ediyordu. O daracık uçakta yerinden kalkıp benim yanıma gelmesi çok etkileyiciydi. Uçaktan indikten sonra bizi karşılamaya gelmesi gereken abi kimse, biraz geç kalmış ve ona "Hasta var söylemedim mi ben sana? Neredesin?" diye hayıflanmıştı. Oradan bir okula gittik. Ben bir yere yattım ve dinlenmeye başladım. Hacı Abi beni bırakır bırakmaz bilet almak için havaalanına gitti. Neyse ki gece 23.00 gibi, biletler bulunmuş ve bize bir saat daha dinlenme zamanı doğmuştu ama ben takip edebildiğim kadarıyla Hacı Abi hiç dinlenmiyor, elinde bir telefon durmadan bir yerleri arıyordu. Ben yorgunluktan ölüyordum ama Hacı Abi'de inanın bir yorgunluk alameti bile yoktu, çok şaşırıyordum. Uçağa bindiğimizde bizi tam dört saatlik bir yolculuk bekliyordu, bu yolculuğun da çok rahat geçtiği söylenemezdi. İstanbul'a ulaştığımızda ben bitmiştim ama Hacı Abi hâlâ birilerine bir şeyler anlatıyor, telefon ediyor, etrafta bir sürü oturak olmasına rağmen inanın oturduğunu bile görmedim. Beni İzmir'e yolcu ettikten sonra da onun dinlendiğini sanmıyorum; biliyordum ki o sevdiği insanın yanına gidecek ve onun yanında miskin ve yorgun olarak gözükmek istemeyecekti.
Evet ben omuzu kırılmış bir insan olarak bu kadar yolda yorulmuş rahatsız olmuş olabilirim; ama 1993 Haziran ayı ben Tacikistan'a yine bu yolla gitmiştim ve ben hasta da değildim. Tursunzade şehrine ulaştığımda bir hafta hasta yattığımı hatırlıyorum. Hacı Abi'nin o yaşta ve Orta Asya'nın kavurucu temmuz ayında bu yolculuğu nasıl kaldırdığını hâlâ anlamış değilim. Ruhu şad olsun.
ABDULLAH AYMAZ / Zaman
Bu haber 09/03/2008 tarihinde eklenmiştir.