GÜLEN'DEN BAHSEDİLMEDEN İSLAM DÜNYASI ARAŞTIRMASI YAPILAMAZ.
"Batı'da Müslümanlarla ya da İslam dünyası ile ilgili yapılan herhangi bir bilimsel çalışmada Fethullah Gülen ya da Gülen Hareketi'nden bahsedilmeden geçilmesi artık imkansız hale geldi."
Bu sözler, Londra'daki konferans sonrası sohbet ettiğimiz Chicago'daki Loyola Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden İslam Araştırmaları Profesörü Marcia Hermansen'e ait. Hermansen, açılışı tek Müslüman lord olan Pakistan asıllı Lord Ahmed'in ev sahipliğiyle perşembe günü Lordlar Kamarası'nda yapılan ve daha sonra paralel iki program halinde cuma SOAS, cumartesi ise London School of Economist'te devam ederek sona eren "Değişen İslam Dünyası: Gülen Hareketi'nin Katkıları" başlıklı konferansa katılan onlarca akademisyenden sadece birisi.
Kendisinin Gülen Hareketi'nin ortak hafıza ve sembollere atfettiği öneme dair sunduğu son derece ilgi çekici tebliğ gibi konferansta sunulan iyi hazırlanmış tebliğlerden çok etkilendiğini ifade eden Hermansen, Londra Konferansı sonrasında Gülen Hareketi'ne yönelik uluslararası akademik ilginin daha da artacağını belirtmeden geçemiyordu. İki ayrı salonda aynı anda düzenlenen paralel iki ayrı toplantıyla toplam her biri dörder konuşmacılı 12 oturum halinde düzenlenen konferansta dünyanın değişik ülkelerinden 49 akademisyen tebliğ sunarken, en az tebliğ sunanlar kadar renkli bir elit dinleyici ve katılımcı kitlesi de konferansı iki gün boyunca büyük bir ilgiyle takip etti, soru ve yorumlarıyla sunulan tebliğlere katkıda bulundu. Birçok ilke imza atan konferansın yüksek bir entelektüel kalibre ve akademik kalitede geçeceğinin ilk sinyali aslında daha Lord Ahmed'in ev sahipliğinde düzenlenen açılış resepsiyonunda belli olmuştu. Daha önce Ermeni diasporası tarafından yine Lord Ahmed'in ev sahipliğinde Lordlar Kamarası'nda düzenlenen bir etkinliğe katılımın son derece düşük gerçekleştiğini hatırlatan bir dostumuz, Gülen Konferansı'nın açılış resepsiyonuna katılımın ise hem sayı hem de nitelik açısından son derece tatmin edici olduğunu ifade etti.
Ermeni toplantısına sadece bir lordun ve kısıtlı sayıda İngiliz yetkilinin katılmasına rağmen, Gülen Konferansı resepsiyonuna katılımı salonun kapasitesi ile sınırlandırmak için organizasyon ekibinin özel çaba harcadığını belirtmek sanırım durumu açıklayıcı olacaktır. Yine de bir rakam vermek gerekirse, açılışa katılan 150 civarındaki seçkin ismin üçte ikisini İngilizler başta olmak üzere yabancı akademisyen, araştırmacı ve siyasetçiler oluştururken, salonda İngiliz bakan, milletvekili, Lordlar Kamarası üyeleri, üst düzey İngiliz bürokratlar ve İngiliz basınından bazı önemli editörlerin de açılışta hazır bulunduklarını kaydedebiliriz. Anlaşılan bazı odakların toplantıya katılımı engellemek için e-mail ve telefonlarla yaptıkları tahşidat ve yalan üzerine kurulu karalama kampanyası etkili olmamış, hatta ters teperek katılımın artmasına bile yol açmıştı.
Alanında uzman deneyimli akademisyen ve araştırmacıların yanı sıra genç akademisyenlerin toplantıya olan ilgisi, Gülen Hareketi'nin önümüzdeki dönemde daha fazla akademik çalışmaya konu olacağına işaret ediyordu. Tebliğ sunan akademsiyenlerden Washington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Turan Kayaoğlu, sohbetimizde, Gülen Hareketi'nin değişik boyutları ile ilgili araştırmalar yapan onlarca akademisyeni ve araştırmacıyı bir araya getiren konferansın, inceledikleri konularda eksikliklerini gidermekte bu akademisyenler için büyük fırsatlar sunduğuna dikkat çekiyordu.
Gerek SOAS'taki her iki salon gerekse London School of Economics'teki salonlar konferans boyunca tıklım tıklım dolarken, katılımcıların tek üzüntüsünün bir oturumu izlerken paralel oturumda anlatılanları kaçırmak olduğu gözlemleniyordu. Ancak, organizatörler bunu önceden düşünmüş ve belki de bir ilke imza atarak önlemlerini almışlardı. SOAS öğretim üyesi Dr. İhsan Yılmaz koordinasyonundaki organizasyon ekibi, sunulacak tebliğleri konferans öncesinde toplayarak kitaplaştırmış ve tüm katılımcılara dağıtmıştı. Açılışta bir konuşma yapan SOAS İslam Çalışmaları Merkezi Direktörü Prof. Muhammed Abdulhalim'in bu konudaki hayranlığını ifade ederek, "Dünyanın en dinamik hareketi olan Gülen Hareketi'nin organizasyon ekibini kıskanmadan edemiyorum. Bizler bir konferans düzenlediğimizde sunulan tebliğleri ancak konferanstan aylar sonra toparlıyor ve kitap haline getirebiliyoruz. Oysa, bu konferansta sunulacak tebliğler konferans öncesinde kitaplaştırılmış." demesi başarılan işin bir otorite tarafından takdiri anlamına geliyordu. Ayrıca, sık sık kulağımıza gelen katılımcıların "Benzer akademik toplantılar için bundan böyle Londra/Gülen kriterleri geçerli olacak" esprisi de yapılan işten duyulan memnuniyetin ifadesinden başka bir anlama gelmiyordu.
Toplantıyı ilgiyle izleyen Prof. Doğu Ergil, sohbetimizde, bu tür konferansların konu edindikleri alanın gücü ölçüsünde ilgi çektiğini ifade ederken, konferansa olan ilginin Gülen Hareketi'nin dinamiklerine atfedilen önemden kaynaklandığına dikkat çekiyordu. Konferansta sunulan tebliğlerin seçici kurulundan Derby Üniversitesi Dinlerarası İlişkiler Profesörü Paul Weller de benzer görüşler dile getirirken, Gülen Hareketi'nin Batı açısından öneminin İslam dünyası üzerindeki etkisi ve İslamî hareketleri etkileme gücünden kaynaklandığını ifade ediyordu. Bir İngiliz akademisyen olarak Weller, en çok Hindistan ve Güney Asya İslamî anlayışı ile Anadolu İslamı'nın temsilcisi Gülen Hareketi'nin karşılaşmasının neticelerini merak ettiğini de gizlemiyordu. Weller, bu tür toplantıların bu konuda fikir alışverişi imkanı sağladığına da dikkat çekiyordu.
Weller'in konferans sayesinde merakını giderip gideremediğini belki zaman gösterecek; ama ilgililerine şimdiden müjdeyi verebileriz. Londra/Gülen kriterlerine uygun benzer bir konferans da kasım ayının ikinci yarısında Hollanda'da düzenlenecek.
BÜLENT KENEŞ / LONDRA
Bu haber 29/10/2007 tarihinde eklenmiştir.