BOŞ KOLTUĞUN DERSİ !
Öyle bir koltuk ki;En ince hikmetler...En tatlı sohbetler...
En derin tefekkür mahsulleri...
Gönül dünyasına sağanak sağanak inen rahmet yağmurları hep o koltuktan ulaştı müştaklarına...
Akılları durduran yenilikler...
İnsanlık için atılabilecek dev adımlar...
En karmaşık problemlere anında üretilen çözümler de hep o koltuktan vasıl oldu muhataplarına...
Kararlılık, metanet ve en zor zamanlarda ümit bir meş'ale gibi o koltuktan ışıldardı her zaman.
Zıtların aslında bir bütünü tamamlayan parçalar olduğu o koltukta ortaya konulan terkiplerden anlaşılırdı.
Koltuk son günlerde sahibinden mahrum kalmanın hüznüyle boş boş bakıyor çevresine...
O kuşatıcı ses koltuktan değil içimizden geliyor artık... Aramızdan, bizi uyaran bir vicdan gibi derinden...
Yine müşfik...
Yine çok tatlı...
Ama ıstıraplı...
Görüyor, hissediyor ve bekliyor...
Görenleri, duyanları, hissedip bir yay gibi gerilenleri görmek istiyor.
Yeni bir tarz, yeni bir üslup diyor...
Hissiyat ve düşünce dünyasını formatlayacak; ibadet hayatını hareketlendirecek yeni bir okuma biçimine işaret ediyor...
Gerektiğinde ırgalıyor, sarsıyor, sıkıyor.. sonra yeniden şefkatle kucaklayıp ümitle doldurarak yola koymaya çalışıyor.
Bir türbülanstan geçiyor insan, bir hortum tarafından yerinden sökülüp bambaşka diyarlara bırakılmış gibi hissediyor kendisini...
"Nedir bu?" dedirtiyor, "Nice haldir?"
Vicdan ses veriyor bu sefer... Hem de sidre-i müntehadan süzülür gibi:
"Gerçeğin ta kendisidir." diyor. "Maruz kaldığımız hastalıkların bir bir tespitinden başka hiçbir şey değil..."
"Devası nedir?" diye soruyorum.
"Görmedin mi?" diyor; ipuçlarını verdi ya!... Perhiz yerine hastalığı kökünden kesecek iyi bir istiğfar. Sonra sağlam bir talep...
Zira "Müşterisiz meta zayidir..."
Vermek isteyen talebi görmek ister... Sonra test edip, ciddiyetinden emin olmak ister.
İstiğfar konusuna gelince bazen hastalıklar umumileşir. Hastalığın umumiyeti insanı yanıltır da hasta olduğunu asla kabul etmez; normal görür her şeyi. Uyarıları "batıni" tefsirlere yorar. Musa (AS)'ın kavmi gibi aklını cerbezede kullanıp, nefsine kullukta ısrar eder. İşte bu türden dertlerin üstesinden ancak istiğfarın Ninovacasıyla gelinebilir... Hani bir ayet vardır ya, helak sebepleri gelip çattığı halde tövbesi kabul olan sadece Yunus (AS)'ın kavmidir, der. İşte öyle toptan bir istiğfar gerekir.
Kalp ve idrakin gafletle kuşatılmışlığını balık tarafından yutulmuşçasına hissedip "nuru tevhid içinde sırrı ehadiyete yapışmak" gerekir ki, Hz. Yunus'u denizin dibinden çıkartan kudret bizleri de gaflet okyanusunun karanlık dehlizlerinden kurtarsın... Gözlerimiz koltuğu yeniden sahibiyle birlikte görsün...
Bu haber 09/11/2008 tarihinde eklenmiştir.