ALİ ERYILMAZ
Balıkesir ili Bigadiç ilçesi doğumludur. Bir oğlan iki kız kardeşi vardır. Erkek kardeşi Bahriyeli bir kızkardeşi Edebiyat öğretmeni, bir kızkardeşi de ilkokul öğretmenidir. 6 yaşında öksüz kalır annesi vefat eder. Askerliğinde şoförlük yapmış. Manisa’da Verem Savaş’ta baş şoför olarak çalışırdı. Tecrübeli bir şofördü. Kaza anında da arabayı o kullanıyordu.
EŞİ NURHAYAT ERYILMAZ TEYZE ANLATIYOR:
Ben 1931 doğumluyum. Onunla 1952 yılında nişanlandım. 1953 yılında evlendik. 18,5 yıllık bir evliliğimiz oldu. O çok girişken, gözü kara, atik birisiydi. Çevresi tarafından çok sevilirdi. Komşuları bile ona evlatları gibi davranırlardı. Arkadaşları ile çok samimi idi.İsmail Hakkı Hoca, Nusret Muğla,Hüseyin Çivici en yakın arkadaşlarıydı. Onun hiçbir acı ve kırıcı sözünü duymadım. Gezmesini çok severdi. Vefatından önceki son gezimizde Çanakkale’ye gittik. Hayvanları çok severdik. Dönüşte 3 tane kaz, 4 tane ördek ,1 koyun 2 hindi aldık. Arabanın arkasına koyduk.

Çünkü evimiz hem bahçeli hem de ortasında su havuzu vardı. Meyvalık olan bahçemiz çok şirindi. Dut, kayısı, şeftali, üzüm, erik vb her çeşit meyve ağacı vardı. Onları kendi elleriyle toplar misafirlere ikram ederdi. Kendisi temizliğe çok dikkat eder, düzgün, ütülü ve temiz giyinirdi. Hatta çalıştığı yerde ”Jilet gibi giyinir.” derlermiş. Bazı dış görevlere de giderlerdi.Şoförlüğü güzel olduğu için işyerinden onu götürürlerdi. Balığı çok severdi, her perşembe balık alırdı. Vefatından sonra iki yıl ağladım.İbadetine çok düşkündü. Namaz için Muradiye Cami’ne adeta koşturarak giderdi. Evlilik yıllarımın nasıl geçtiğini anlayamadım. Keşke o sağ olsaydı da soğan ekmek, zeytin ekmek yeseydim. Misafirleri gelirdi sadece bana yemek yap derdi. Ben çeşit çeşit yemekler hazırlardım, çok memnun olurdu. Hiç onu kırmadım. Avukat Bekir Berk davalar için geldiğinde bize de uğrardı. Yine bir gün babam bana yazılı bir kağıt verdi. O not yazıp bana göndermiş. Kağıtta: “Kümesten iki tavuk al, kestir, mercimek çorbası, tatlı, salata yap.” diye yazıyor. Ben de anlardım ki akşam çok misafir gelecek. Tavuğun bile nasıl kesileceğini nasıl pişirileceğini bana hep o öğretti. Benim için derdi ki:”Ben senin hem hocanım hem kocanım” “Bildiklerimi sana öğreteceğim” derdi. Risalelerde: ”Cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil.” gibi sözleri ezberlerdik.
Birgün Aydın tarafından Ahmet Feyzi Kul Abi geldi. Geldiği zaman bizde kalırdı. Bana dedi ki:”Gelin ben geldim. Benim mercimek çorbamı yap, ben camiye gidiyorum.” derdi.
Bornava Vaazlarına Gider Miydi?
Fethullah Hoca’nın İzmir’de vaaz verdiğini biliyordu. Onu dinlemeye arkadaşları ile giderdi ve çok severdi. Ben ona sorardım “Hoca Efendi’nin eşya olarak nesi var?” O da bana derdi ki “Bir divanı bir hasırı var.” Kazada 5 kişi vefat ettiği için Hoca Efendi taziye için bize geldi. Kızım Emine 11 yaşında idi. Hoca Efendi’nin gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyordu. Kızım ona kapıyı açtığında ”Benim babam kazada öldü ya”dedi.Bizim kapımıza kadar büyüklerin gelmesi bizi teselli etti. Avukat İsmail bey de bizlere çok moral verdi. Çivici Hüseyin, İrfan bizlere yardımcı oldu. En zor anlarımızda bile herşeye katlandık. Kocam’dan çok az bir maaş kaldı. Onunla kıt kanaat geçiniyorduk. Kimseye beddua etmedim ama dostlarımın yanında pasif kalındı diye sitem ettim.
Dini Hassasiyeti
Dinimi çok seviyorum derdi,yanık bir sesi vardı.İslami konularda ne öğrenirse bana da sevdirerek ve anlatarak öğretirdi. Cemaate, camiye, namaza çok düşkündü. Kızımızın Kuranı Kerim öğrenmesini,okuma yazma öğrenmesini çok isterdi. Karaköy Kuran Kursu ile de ilgilenirdi. Bana “Tarikat devri geçti, iman hakikatleri devri başladı.” dedi. “Sen benim istediğim gibi bir hanımsın sana hiç birşey söyleyemem Allah(c.c.) senden razı olsun.” derdi. Sesi çok güzeldi. Bir gün Kula ilçesinde yanık sesli bir ezan okur. “Sen hafız mısın hoca mısın diye sormuşlar?”. Konuştuğu zaman ciddi ağırbaşlı oturaklı ve bilgili idi. Etrafındakilere kendini dinletirdi. Ona sormuşlar ”Sen hangi üniversite mezunusun?”. Kızımız sekiz on yaşlarında olduğu için “Bu büyüyor dini konuları bilmesi ve dini konulara alışması gerekir.” derdi. Eğitim ve ahlakın küçük yaşta verilmesi gerektiğini,başörtü ve namaz konularında çok dikkat etmemiz gerektiğini hatırlatırdı. “Ben ahirette kendi günahımın hesabını veremem, bu kızın hesabını nasıl veririm” diye korkardı. Bizi gezmeye Isparta Barla’ya götürdü. Oraları ziyaret ettik. Barla’daki evde cübbe ve kitaplar vardı. Orada birkaç saat kalırdık.
Bana “Sen ölürsen ben evlenirim, ben ölürsem sana maaş bırakıyorum evlenme” derdi.

Görülen Rüyalar
Rüyamda görünce merakımdan ona sordum ahiret ve kabir hayatı nasıl diye? O da “Yanımda olsan da buraları görsen ve duysan buralarda neler var neler.” dedi. Daha sonra başka bir rüyada 5 beyaz güvercinin gökyüzüne doğru uçtuğunu gördüm. Daha sonraları camiden ölüm selaları verildiğinde 5 kişi din görevlileri diye duyuruldu. Teyzemin çocukları rüyasında beni ,kendisini ve Bediüzzaman ile beraber 3 kişi olarak rüyasında görür.
Yardımsever bir insandı. Neşeliydi insanı hiç sıkmazdı. Evimiz eski bir evdi, çok düzenli değildi. Misafir geleceği zaman bana yardımcı olur, her odayı kontrol eder, temizler süpürürdü. Küçük bir radyomuz vardı. Onunla beraber bazen şarkı bile söylerdik. Son olarak sevabını ona bağışlamak üzere teyzemin oğlunu kocam için hac’ca gönderdim.
Bu haber 17/06/2008 tarihinde eklenmiştir.